30 Yıldır Baktığı Ağaç Belediye Tarafından Kesilen Yaşlı Adamın İnanılmaz İntikamı
Redondo Beach, Kaliforniya’da yaşayan yaşlı adamın düzenli olarak baktığı ağacı köklerinin kaldırımın üzerine çıkması sebebiyle, belediye tarafından kesilmesine karşı aldığı inanılmaz intikam belediye başkanına gönderdiği mektup ile ortaya çıktı;
“Merhaba sayın belediye reisi. Bugün bu mektupla size ölüm, yeniden doğmak ve intikam üzerine bir hikaye anlatacağım… 3 yıl önce bugün, Sizin başkanlık yaptığınız Redondo şehir konseyi, evimin önünde büyüyen ve 30 yaşında olan ağacı kesme kararı aldı. Bunun tek sebebi ağacın köklerinin kaldırımın üzerine çıkmaya başlamasıydı. Gerçek bir sorun bile değil… Tüm bunların üzerine, ağacın bakımını düzenli olarak ben yaptığım ve evimin önünde olmasında dolayı, ağaç kesim masraflarını da “yasa gereği” bana ödettiniz.
O ağaca gerçekten bir aile bireyi gibi bakmıştım. Gerektiğinde gübreledim, zararlılardan korunması için ilaçlar verdim. Bir fideyken dik durabilmesi için ona destek yaptım. Zamanla büyüdü ve çok güçlü bir ağaç oldu. Evladı kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan bir baba gibi gururluydum. Ben bu dünyadan ayrıldıktan sonra bile, arkamda benden kalan canlı ve yaşayan bir hatıra bırakmanın verdiği mutlulukla hayatımın son yıllarını geçiriyordum. Ancak sizler belli belirsiz bir bahaneyle, çocuğum gibi gördüğüm, ağacımı öldürdünüz. Bununla da yetinmeyip, cellatının ücretini dahi bana ödettiniz. Başkan, Steve Aspel, 3 yıl önce siz benim evladımı öldürdünüz…
Ve bugün intikam zamanı!
Siz ağacımı kestikten 5 ay sonra, yani bundan 2 yıl 7 ay önce, şehrin belediye yetkisi altındaki çeşitli yerlerine, 45 adet Redwood Kaliforniya çamı ve 82 dev sekoya ektim. Bilmiyor olabilirsiniz, ancak ektiğim bu ağaçların özelliği dev boyutlarda olmaları ve boy
İnsan, kendini engin denizlere bırakan savunmasız bir gemi... Ve fırtınalar, o engin denizlerin kaçınılmaz kaderi.
“Birikmiş bütün bu hayal kırıklıklarıyla ne yapacağım” diye sordu mahzun olan. “Bozdurup birkaç hakiki tecrübe alacaksın!” dedi hüznünün başını okşayan.
İnsan dünyadaki hikayesi boyunca, önce elindeki sepeti umutlar ve hayallerle dolduruyor. Sonra, zaman ilerledikçe onların yerini pişmanlıklar ve hayal kırıklıkları alıyor. Umutlar ve hayallerin bir ağırlığı yok, onları taşımak bir zevk... Yük olmadıkları gibi hafifletiyorlar insanın kendisini de. Oysa yaşadıkça değişiyor yavaş yavaş her şey; umutların yerini pişmanlıklar, hayallerin yerini hayal kırıklıkları almaya başlıyor zamanla. Hafifliklerimiz ağırlıklara, heyecanlarımız kahırlara, sevinçlerimiz hüzünlere bırakıyor çünkü yerini. Dolayısıyla ağırlaşıyor, taşınması güç bir yük haline geliyor elimizdeki sepet. Çoğu zaman, çoğumuz için böyle bu... Eğer hayatın iç hikayesiyle bir aşinalık kuramamış, insan olmanın kaderiyle barışık hale gelememişsek; yolun yarısından sonra yaşıyor olmanın ağırlığını taşımakta zorlanıyor adımlarımız. Hüzünler kederlere ve acılara dönüşerek tortulaşıyor ve çürütüyor içimizi. Hayatından zevk alamayan, alamadığı için her geçen gün daha da öfkeli, daha da nefret dolu, inceliklerinden daha da yoksun kaba figürlere dönüşüyoruz. Sadece azaltmıyor bu insanlığımızı, önemsiz de kılıyor bizi. İnsan bu değil çünkü! İnsan, yaşadığı her anın içini, neyi yaşıyor olursa olsun insanlıkla doldurmaya memur ve mecbur... Umutlarının ve hayallerinin kölesi olmak da, pişmanlıklarının ve hayal kırıklıklarının esiri olmak da yakışmıyor insana. Hayat bilmecesi böyle hesapçı pazarlıklarla çözülebilecek bir şey değil! Anlamaya, tefekkür etmeye, tevekkül göstermeye değecek şeyler yaşadıklarımız...
Hegelcilerin boğazlarina kadar fiziksel bir bakış açısına battıklarını görüyoruz . Bu da ye ve iç,ölümden sonra tadabileceğin hiçbir zevk yok . Bu hayvanlık derecesine indirgenmekten başka bir şey değildir.