Onyedi Hece’den Aruoba’ya…
Japon şiir sanatı Haiku, bilinenin aksine dizelerce değil, on yedi heceye sığdırır onca duyguyu. Şaşmaz, ne onaltıda kalır, ne de onsekize ulaşır. Şiirle uğraşanlar çok iyi bilir ki, dizeler asla dize gelmez. Akan nehir gibi, her bir dize bir sonrakini doğurur. Ama şair asla, onyedi heceye sığdırmayı düşünmez dizeleri, coştukça coşar şiir de.
Ağaçlar
kulak kabartmışlar:
dolunay’ı dinliyorlar.
Ülkemizde de, bazı şairlerimizin zaman zaman Haiku tarzında eser verdikleri görülmektedir. Bunlardan birisi de, yukarıda Haiku’sunu paylaştığım, Oruç Aruoba’dır.
Onu ilk kez “İLE” adlı kitabıyla tanımıştım. Bir ilişkiyi derinlemesine masaya yatırdığı bu kitabında, ilişkinin nasıl zamanla aşınıp toza döndüğünü, hissettirerek öğretiyordu okura.
“İlişkimiz bir hayli yol almış, birçok şey açıklık kazanmışken, bir gün –hatırlıyor musun?- “Benden ne istiyorsun?” gibi saçma bir soru bile sorabildin…”
“Epey önceden karar vermiştim –ama yapacak gücüm yoktu—seni terk edecektim—
nasıl
bilmiyordum;
ama,
artık…”
Aruoba’nın felsefe konusunda ki bilgeliği, kitabının yapraklarına da sinmiş, ilişkisinin dağınıklığına da. Onda beni çeken bir şey var dı, ama bilmiyordum. Belki bir başka kitabında bu bilinmezin izini bulurum diye, gidip “Çengelköy Defteri” adlı kitabını aldım. Çengelköy, yazarımızın da bir dönem ikamet ettiği şirin bir boğaz semtidir. Burada yaşadığı dönemde günlük olarak aldığı notları kitaplaştırdığı bu eserde, biraz da kendimi bulmadım dersem yalan olur.
Bir denizci olarak boğazdan gemi ile geçtiğim için olsa gerek, daha kitap girişinde bahsettiği “Beylerbeyi Çakarı” beni ister istemez boğazın maviliklerinde, çakarı izlerken olduğum yere mıhlamıştı.
“Orada, uzaktan seyrettiğim milyonluk kocaman bir dünya; burada da, iki (artı on…) kişilik