Acı, hassasiyetini kabuklaştırıyor insanın. Ölmek galiba bu. Ayrılığa alışmış gibiyim. Tevekkül, teslimiyet. Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı. Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı. Artık yanarak değil, tüterek yaşıyorum. Nemli bir tomar gibi. Kanatlarım her gün bir parça daha ağırlaşıyor. Galiba ihtiyarlıyorum.
Içimde boş bir odada yanan lambanın hüznü. Lamba daha ne kadar yanabilecek?
Başkalarına benzememek felaketlerin en büyüğü. Mağaraya zincirliyim zaaflarımdan, yani kalbimden. Hâlâ acıyorum.. Kime? Gölgelere, hayatta tek kimseye acımadan kendime. Ölmemek için öldürmek. Ben dehamı, heyecanlarımı, kabiliyetlerimi öldürdüm. Ve işte kupkuruyum... Meyvasız, çiçeksiz bir hazan bahçesi...