"Allahım! Bize korkundan öyle bir pay ayır ki, bu Sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun. İtaatinden öyle bir nasip ver ki, o bizi cennete ulaştirsin. Yakîninden öyle bir hisse lutfet ki, dünyevî musibetlere tahammül kolaylaşsın. Allahım! Sağ olduğumuz müddetçe
kulaklarımızdan, gözlerimizden, kuvvetimizden istifade etmemizi nasip et! Aynı şeyi bizden sonra gelecek olan neslimize de nasip et. Bizi, intikamımızı bize zulmedenlerden almış olanlardan kıl. Bize saldıranlara karşı bizi muzaffer kıl. Bize dinî musibet verme. Dünyayı ne asıl gayemiz kıl, ne de ilmimizin son hedefi. Bize merhametli olmayanı bize musallat etme."
İnsanları sevmek gibi memleketi sevmenin de tek şekli yoktur Aşk vardır ki cezbeye benzer; insana sevdiğini hiç bir eksiği olmıyan bir ideal gibi gösterir. Bu belki aşkin en makbul şeklidir. Fakat öylesi de
vardır ki karanlıkta nöbetçi gibi daima pusuda ve kuşkudadır; en ehemmiyetsiz gölge ve patirdidan evhama düşer.
Gene aşkın öylesi vardır ki sevdiğinde kusur görmeye tahammül edemez. iyi giden taraflardan ziyade aksıyan ve geri kalan tarafları görmeğe ve bunlardan endişe duymağa meyleder.
Bu nihayet bir kabiliyet ve istidat meselesidir ve zannediyorum ki saydığım sevgi çeşitlerinin hepsi bir memleket için ayrı ayrı lâzımdır; faydalıdır. Ben herhalde bu son kategoriden bir insan olacağım ki aşkın bu tarzmnı, sakat, geri ve tehlikeliye arka çeviren idealist bir aşka daima üstün tutuyorum.
Okumak, bir kitaptan alınan elemanlarla kendine bir manevi dünya yapmak, onun içinde tek başına yaşayabilmek demektir. Bu, tâ çocukluktan başlamış uzun itiyatlar ve egzersizler neticesidir.