Metin Karabaşoğlu

Metin Karabaşoğlu

YazarÇevirmen
8.8/10
1.093 Kişi
·
3.706
Okunma
·
377
Beğeni
·
8,1bin
Gösterim
Adı:
Metin Karabaşoğlu
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Tire, İzmir, 1964
1964 yılında İzmir’in Tire ilçesinde doğdu. Yazı hayatı, ilkokuldan önce başladı. Ablasına bakarak yazmayı öğrendikten sonra yazdığı ilk yazısı, başlığıyla birlikte sadece iki cümleden ibaretti: “Allah kimleri sever? Allah doğru yolda gidenleri sever, eğri yolda gidenleri sevmez.” (Aradan geçen bunca zaman içinde yazdıklarıyla, hâlâ daha bu iki cümlenin açılımını yapmaya çalıştığını düşünüyor.)
Yazı hayatı bu kadar erken başlamakla birlikte, kendisinde bir yazı kabiliyetine olduğuna ikna olması ortaokul ikinci sınıfta gerçekleşti. ‘Bakmak ve görmek’ farkını bir bahçe üzerinden anlatan yazısına, aynı zamanda okul müdürü olan Türkçe öğretmeninin verdiği karşılık “Dikkat et, sen yazar olabilirsin!” şeklindeydi. (Nitekim, dikkatsizliği yüzünden yazar oldu!)
Yazı hayatı bakımından yaşadığı üçüncü önemli dönemeç ise, lise yıllarının başında Risale-i Nur okumaya başlamasıydı. Bu okumalarla birlikte, ilkokuldan itibaren meslek olarak belirlediği ‘mühendislik’ten uzaklaştı ve lisenin ‘Matematik’ bölümünü bitirdiği halde yazı hayatında ilerleyebilmek için İstanbul’u ve Siyasal Bilgiler eğitimini seçti. Bu arada, henüz lise üçte iken ülke genelinde satışı yapılan bir gazetede üç yazısı yayınlanmış durumdaydı.
1991’de üniversiteye kaydolmak için İstanbul’a geldiği Eylül gününde önce Cağaloğlu’na ayak bastı ve o ayağını bir daha başka bir yere kaldıramadı. Üniversite yılları ile Yeni Asya Araştırma Merkezi ve Köprü dergisi arasında mekik dokuyarak geçti. Yazı hayatı için ‘okulu asmayı’ ise doğru bulmadığı için, üniversite eğitimini, geride hiç ders bırakmadan, okulu üç yıl sekiz ayda tamamladı. Arkadaşları maliye, mülkiye, hariciye sınavlarına girerken, o henüz yirmibir yaşında editörü ve kapak dosyalarının yazarı olduğu Köprü dergisi için çalışmayı tercih etti. Sonuçta, hiç memurluk ve amirlik yapmadı. Bundan sonraki hayatı editörlük-yazarlık denklemi içinde, kendi tabiriyle ‘okuryazar’ olarak geçti. İz Yayıncılık’ın kuruluş heyecanını yaşadı. İnsan Yayınları ve Zafer Yayınlarında editörlük yaptı. Karakalem’i kurdu. Halen Nesil Yayın Grubunun genel yayın danışmanı olarak görev yapıyor ve çok zor yazan biri olarak geriye dönüp baktığında yazmış olduğu yirmialtı kitabı görünce, bu kitapları ne zaman yazdığını bir türlü çözemiyor…
Dün bozulan oyuncağın 'tamiri'ne değil 'yenisi'ne yönlendirilmiş çocuklar, bugün bozulan dostlukların 'tamiri'ne değil, 'yenisi'ne yöneliyor...
Metin Karabaşoğlu
Sayfa 46 - Nesil karakalem
256 syf.
Peygamber Efendimiz (sav) ‘in bir günü…
Uhud günleri değil, Bedir değil. Hendek, Hicret yolculuğu ya da Miraç gecesi de değil kitapta yazılan…
Efendimiz’in sıradan bir günü. Edebiyle, kulluğuyla, merhametiyle, tebessümüyle, beşeriyetiyle, tefekkürü ile sıradan bir günü.

Eris kuyusunun kenarındaki taşların üstüne oturup, ayaklarını kuyuya sarkıtıp bahçeyi temaşa ederken;
Gece Rabbiyle hemhal olmak için kalktığında semaya bakıp Ay’ a seslenirken;
Diz bükerek tevazu ile yemeğe oturan, evinde söküğünü diken Nebi’nin devesine katran sürmekle meşgul iken geçirdiği bir günü…

İşlerini başkalarına havale edip peygamberlik görevini yaparken değil de; mescid inşası için taş taşırken, Hendek’te ashabıyla yemek hazırlamak için odun toplarken;
Kuşu ölen küçük bir çocuğa taziyeye giden bir Nebi’nin sıradan bir günü işte.

Hz. Aişe’nin kıskançlıkla kırdığı yemek tabağının parçalarını bir araya getirmeye çalışırken
Gayri Müslimlerin cenazesi geçerken dahi saygıyla ayağa kalkarken;
Bir sefer esnasında yavrularını emziren anne köpeği ürkütmemek için koca ordunun yolunu değiştirirken;
‘’ Allah’ın yeryüzündeki çiçekleridir’’ dediği çocuklarla koşu yarışlarında, güreş yaparken tezahurat yaptığı torunlarıyla beraberken;
Namazda secdede sırtına binip ‘’ Deh Deh’’ diye seslenen torunu hevesini tam alsın diye secdeyi uzatırken;
Sadakadır dediği tebesümü ve güzel sözüyle…
Kudsi Nebi’nin bir günü… Bir insan olarak; evladı ölen bir baba, sevgili eş, vefalı dost, incelikler peygamberi olarak yaşadığı sıradan günleri anlatılıyor kitapta.
…..
Artık yağmur yağarken şemsiyemı açamıyorum -ki bereketli nisan yağmurlarında, durup göğsünü yağmura açan Efendimiz(sav) geliyor aklıma.
Artık Ay’ a her baktığımda sesleniyorum O’nun gibi.. ‘’ Ey hilal senin de Rabbin benim de Rabbim Allah’ tır ‘’ diye…

Her sofra için koca kainatın çalıştığını okuduktan sonra kitapta; artık öyle kolay yutamıyorum lokmaları boş gevezelikler arasında.
Ve artık nasılsın diye soranlara gönülden O’nun gibi ‘’ Küfür ve dalalet hali hariç , her hal için Elhamdülillah ‘’ demeye çalışıyorum şimdilik dilimle, inşallah kalbimle …
Sorumlu olduğum bir işi yaparken; cenaze toprağı için kum getiren, inşaat için harç malzemesi karıştıran sahabelerine yaptığı uyarılarda, işini hakkını vererek en iyi şekilde yapana Rabbin rızasını tekrar tekrar hatırlatan Efendimiz (sav) geliyor aklıma…

Son olarak… Bir sahabe geliyor Efendimiz’e hüzünle. Soruyor O’nun gibi yaşamaya çalışsa da yapamayan sevenlerinin halini. Zira O bir Peygamber, kendi basit bir kul ya? Müjdelerin, tesellilerin en büyüğü ile cevap veriyor Alemlere Rahmet : Kişi sevdiği ile beraberdir…

İşte gönlüm tıka basa dolu iken dünya ehlinin sevdası ile; bir ağacın gölgesinde kısa bir müddet gölgelenen ve sonrasında terk eden bir yolcu gibi yaşamayı tavsiye eden Peygamberimiz (asm) geliyor aklıma…

Yazarın cümlesiyle; Yolu da yolculuğu da unutmadan …
Keyifli okumalar, saygılar, sevgiler, hürmetler….
208 syf.
(Not: Okuyacağınız inceleme dini unsurlar içermektedir, zaten haddizatında kitap da dini bir kitaptır. Rahatsız olabilecek sevgili kitap dostlarına duyurulur…)

Metin Karabaşoğlu… Saçma gelebilir belki ama eşim bana izdivaç teklifi ettiğinde yıllar önce, kendisini tanımak adına kriterimdi Metin Karabaşoğlu. Giitiğim söyleşilerinden birine onu da davet ettim ki, fikirlerini severse, aynı heyecanla ‘’İşte bu’’ diyebilirse, olabilir belki bu iş diye. İşte o kadar değer verirdim ben kendisine…

Bana risalelere ciddiyetle bakmam gerektiğini düşündüren ıki isimden birisidir Metin Karabaşoğlu, tanıdığım ilk yürüyen risalelerdendir kendisi. Seviyorum her ne kadar kırgın olsam da; ki insan değer verdiğine kırılırmış ya, siz hiçbir yazara kırıldınız mı bilemem de..

Hani risalelerde geçer ya, kendisinin de en çok yazdığıdır kitaplarında; ’’ O gemideki dokuz iyi insan varken, bir kötü insan uğruna o gemi batırılmaz’’ diye.
Ruhunu, beynini, kalemini, ciddiyetini, yazılarından kalbe inen merhametini ve her konuştuğunda görülen yüzündeki o tebessümünü seviyorum ben yazarın. Ama kırgınım işte, ortadaki kocaman fitne ateşine, kendince odun taşıdığı için vaktinde…

Ben kendisini; O’nu anlatırken, O’nun güzelliklerini anlatabilmek için hizmet ederken yazdığı kalemiyle tanıdım, öyle sevdim. Siyasi gazetelerin köşelerinde tarafgirlik hastalığının lekesiyle, başkalarının günahının ya da kusuratının gıybetini edip; hıssiyatını, vaktini, düsturlarını, okurlarının hüsnüzannını israf ederken değil… İşte o yüzden belki de, zihnimdeki ‘ Metin Karabaşoğlu’ gemisini merhametsizce batırdım sanki. Gerçi diyor nefsim, binlerce masum geminin batırılışını sessizce izleyen gemideydi kendisi de…

Simasının tersine yazılarında önce ciddiyet ve biraz heybet hissederim tavizsiz cümlelerinde, devam eden paragraflarda da merhamet. İçi su dolu kaktüslere benzetirim yazılarını ben, o yüzden de dururlar öylece kütüphanemde kitapları. Ve hala ‘’İşte Bu’’ diye haykırırım içimden, her kitap bitiminde ‘’ Evet buydu, İşte tam da dilimdeki… diyeceklerimdi… beynimdekilerdi… ‘’ derim hala…

Kitaba gelirsek; '' Sizin yıldızınız kim?? '' diye soruyor okurlarına ve alıyor eline teleskobunu yazar..
‘’Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz ‘’ diyor ya Mübarek Hadislerinde Efendimiz (sav)
Asr-ı Saadetin yerdeki yıldızlarını, sahabelerini; aradan geçen zamanın uzaklığına, yıllarca yaptığı okumaları ve araştırmalarını manevi bir teleskop yaparak işaret ediyor bize. Ne kadar uzak kalmışım ben, ne de güzel yıldızlar varmış, öylesine farklı.. Hassasiyetleriyle, sadakatleriyle, fedakarlıklarıyla… Beşeri Eksikleriyle, zaaflerıyla, imtihanlarıyla… Hepsinden de öte Allah’ın Habibine sevgileri ile…

Son olarak; Kendi cümlesiyle…
"İslam garib olarak başladı, tekrar başladığı gibi garib hale dönecektir. Ne mutlu o gariblere!" buyurmuştu kudsi nebi.
Ama garipler mutsuz...Garipliğe hazır olması gerekenler, dikensiz gül bahçesi derdinde....
Saadet Asrını Lale Devri sanıyor kimileri. Asr-ı Saadet'i saadetli kılan sırrı unutalı çok zaman oldu...
Ne mutlu garipliğe razı olanlara... Ne mutlu gariblere...’’

Gemileri batırmadan, hakkaniyetle, bereketli okumalar… meftun seyirler efendim…
216 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
YENİSİNİ ALMAYIN, TAMİR EDİN!

Eskiden hayat böyle değildi. Arası bozulan arkadaşlar hemen barışır, kalp kırgınlıkları tamir edilir, eşler arasındaki sorunlar uzamazdı. Neden peki? O zamanlar herkesin içinde bir tamirci vardı. İnsanlar kâh bir oyuncağı, kâh kırılan bir kalbi tamir ederdi. Zamanla birlikte biz içimizdeki tamirciyi yitirdik, belki de onu bu zamana layık göremedik. Sonuç olarak, "Yenisini alırız" çılgınlığına katılarak aslında yalnızlığı aldık...

Yeni zamanın bize en büyük getirisi, çocukluğumuza merdiven dayayıp içeriyi dikizleyen psikolog ve psikiatristler oldu. Bu bir anlamda da suçu başkasına atmak değil mi? Hatta o bir başkası da anne baba değil mi? Ruhumuzda yer alan sorunları çocukluğa bağladık ama başarılamızın tek sebebi biziz. Bu da yeni bir sorun doğuruyor. Çocuğumun ileride psikolojisi bozulmasın diye dört dönen aileler. Peki bunun ne gibi bir zararı var derseniz, çocuklar sera etkisinde büyüyorlar. Bir çiçek üzerinden örnek vermem gerekirse, seralardaki çiçekler çok güzeldir. Hayran kalarak alırız. El bebek gül bebek bakar, sular ve severiz. Sonra ne mi olur? Serada yetişen o çiçek evimize uyum sağlayamaz ve solar. Oysa komşularımızın verdiği bir dal çiçek boy atar, çiçek açar. Şimdi çocuğumuza geri dönelim. Psikolojisi bozulmasın diye uygun ortamda yetiştiren çocuk bir gün hayata atılır ve o çiçek gibi bozulur. Sonra ellerimizi dizimize vurup hayırsız evlat diye yakınırız. Gelecek nesil neden böyle zannediyorsunuz. Çocukluğumuza inen psikoglar yüzünden...
Çocukluklarımızın tamire ihtiyacı yok, çocukluğumuza inenlerin tamire ihtiyacı var. Tamirci nerede?

Dünyada savaşlar var. Gazetelerde her gün sayısız ölüm haberleri var. Yenisini almak işe yaramıyor. Yenisi yok. Ölen bir insanın yerini yenisi dolduramaz. Babasını kaybetmiş bir çocuğa yeni baba alamazsın. Kızına tecavüz edilip öldürülmüş bir anneye yeni evlat alamazsın. Düzen bozulmuş. Düzenin tamire ihtiyacı var. Tamirci nerede?

Hepimizin iç dünyasında çeşitli huy ve meziyetler var. Çoğu zamana ayak uyduramamış ve bozulmuş. O meziyetlerin, o duyguların yenisini alamazsın. Merhametini kaybetmiş bir insan için merhamet satmaz hiç kimse. Aşk satan, mutluluk satan dükkanlar yoktur. Zamanla tamir edilmediği için yok olan meziyet ve duyguların yeri boş kalmaz. Yalnızlık gelir yerleşir. Tamirciye ihtiyacımız var. Tamirci nerede?

Yeryüzü aslında bir kitap. Ağaçlar, kuşlar, gökyüzü... Biz başımızı sayfalardan kaldırıp bu gerçek kitapları okuyamıyoruz. Okumayı bilmiyoruz. Okumayı kelimelerden ibaret zannediyoruz. Çünkü gözlerimiz bozuk. Gözlerimizin tamirciye ihtiyacı var. Tamirci nerede?

Tamirci içimizde...
Bu kitap içimizdeki tamircileri uyandırmak için yazılmış. Oyuncakla başlayıp, dünyayı tamir edebilecek güçte tamircileri uyandırmak için..

Yenisini almayın, tamir edin...
Keyifli okumalar...
256 syf.
·15 günde
Bir kitap damakta lezzet bırakır mı? bırakırmış bu kitapta bunu anladım okumaya kıyamadım bitmesin diye, altını çizdiğim çok yer oldu ama dönem dönem, tekrar tekrar okunması gereken bir kitap, okuyun okutturun kesinlikle tavsiye ederim.

Siyer kitapları, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın altmışüç yıllık ömrü içinde büyük olayları ve özel günleri anlatır bize. Peki, Hz. Peygamber diğer günlerde, o özel günlerin akışını da belirleyen ‘herhangi bir gün’de nasıl yaşamıştır? Neler yapmış, nelerden sakınmış, güne nasıl başlamış, gündüz ne ile meşgul olmuş ve geceyi nasıl karşılamıştır? Peygamberin Bir Günü, bir ‘mikro siyer’ olarak, işte bu soruların izini sürüyor ve Resûlullah aleyhissalâtu vesselamı ‘herhangi bir gün’ünde anlatıyor. Özellikle de onun hayatındaki en ziyade gözden kaçan boyut olan ‘tefekkürü’ne dikkat çekerek…
Ve onun her bir gününden, günümüze ve ömrümüze dair dersler de çıkararak…

İstifade etmek duasıyla Keyifli Okumalar...
208 syf.
·12 günde
Peki ya ben neden daha önce Metin Karabaşoğlu kitapları okumadım? diyee hayıflanmanız pek mümkün..Zira benim için çok farklı bir ufuktu, daha once okumalıydım dedim hep kendi kendime..Bu yüzden https://1000kitap.com/sociologistt hanıma teşekkür ederim..Kur'an okumaları incelemesiyle merak ettim ve okudum.

Ve kendime sorduğum ilk soru şu oldu Kur'an hayatımın neresinde?ve ne kadarında?

Sadece cuma akşamları, yada dini gun ve gecelerde okuduğum kitap mı? Yada okuyup geçtiğim,hemde defalarca okudugum ama hic dusunmedigim burada bana ne diyor Zat-ı Zülcelâl demediğim kitap mı?

Kitaba gelince bi kaç kısımdan bahsetmek istiyorum.Zira her bir sayfası, satırı ayrı guzeldi..bir kaç kısımda dumura ugradigim dogrudur...

Sözgelimi, ' ellezîne âmenû ve amilu's- salihati', yani 'iman eden ve salih amel işleyenler' kalıbı,sürekli bu sırayla sunulur.yani bir kez olsun,ameli salih öne,imanın ikinci sıraya alındığı asla vaki değildir. Syf:31
Bir ameli salih kılan onun 'imanî bir kasd ve iradeyle yapılıyor olmasıdır.' Kur'an da bir çok yerde buna benzer pek cok sıralama göze carpar. Işitme yada dinleme' ye dair ayetler de bu nazarla okundugunda bize manidar bir mesaj vermektedir.

Dinle!.. çağrısı körü körüne teslim olma çagrısı değildir. Bilakis kimi zaman bu çağrının hemen ardından
Akletme,
Düşünme,
Tefekkür etme gelir. Syf:34

Bu sıranın em manidar örneği Hz. ÖMER..Bilirsiniz o hayatının önemli anına Efendimiz'i öldurmek icin yola cikar, kız kardesinin müslüman olduğunu ögrenince soluğu orada alır, ayetleri DINLEME olgunluğu gösterir ve müsluman olur... O dinlediği şeye dair yolculuğunu 'düşünme' ile sürdürmüştür..

Ilk olarak dinlemek ne kadar elzem. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) elçisi Dıhye el Kelbi r.a, Efendimizin davet mektubunu ilettiği İmparator Herakliyusu daha en başta bu açıdan uyarmış :" Tevazu ile dinle, sonra samimiyetle cevap ver.

Ve yine Nahl'in 65.ayetinde Allah'ın tevhid ve haşire dair delillerinden sonra: "Şüphesiz bunda, işiten (dinleyen) bir toplum için önemli bir delil vardır."

"(EY RABBIMIZ) İşittik ve itaat ettik." Bakara 285

Bir diger beni dumura uğratan mevzu 'İkra bismi rabbikellezi halak! Yaratan Rabbinin ismiyle oku!

Ama neyi nasıl??

"İkra!" hakikate muhatap olup, onu kalbine, ruhuna, tüm duygularina tüm hayatina taşı..
Örtüye bürünür..hakikatı ilk kendine okur..sonraa.... 'kalk ve uyar'... fakat bilirsiniz üç zor yılın ardından gelir bu emir kalk ve uyar..



Bir kez daha dönüp uzerinde tefekkur ettiğim 'Eşhedü' açıklamasını okumam oldu..."Onun bizi 'bilmek' makamından 'yapmak' makamına 'görmek' ve 'seyretmek' makamından 'katılmak' ve 'dahil olmak' makamına çıkarıyor olmasi" bunu dusunmek okumak.. bütün bunlar inanilmaz lezzet katti bana okuduğumu daha cok düşünmek özümsemek ihtiyaci hissettirdi.

'Dön' dedi bana bak etrafına, bütün kainatı ihata eden vahidiyet icinde her bir şeydeki 'ehadiyet mührünü' gör...

Döndüm..Baktım Dinledim.. hakkıyla olması tek temennim.. En azından bu gayret icinde olmak diyelim...

Yasin suresi.. yazar her okuyusumda şehrin ote yakasindan kosup gelen adamın meseli dolduruyor zihnimi diyor.. Fakat bundan ve digerlerinden bahsetmiyorum.. Okuyun inanin çok farkli ufuk katacak.

Celal- Cemal isimleri.. (ne güzel örnekti.. Hz ömer de Celal icinde Cemal, Hz Ebubekirde Cemal icinde Celal vardır. Syf: 181.. Hudeybiye ve nicesi herbiri dimağımda ayrı lezzet bıraktı..

"Şu dünyada her neye muhatap olursak olalım, o şeyde cilvelenen esma-i hüsnanı bize okuttur; o şeyi bizim için asıl meyvesini ebedî cennet yurdunda yiyeceğimiz bir fidan kı.Bize bir an bile esma-i hüsnanı unutturma..."syf: 194 amin

Elhasıl; Ilk defa bu kadar zorlandim bir inceleme yaparken,paylasmak isteyip yazamadigim yerler oldu..okumanin verdigi heycani kacirmak istemedim..
Ramazan'da okumak inanin apayri lezzet katti....


Yazarın notu..Kitabi bir daha acmamak uzere kapatabilirsiniz..ama dünyanızı daima Kur'an'a açık tutmayı unutmayın..


Verimli okumalar arkadaşlar..
mahfî
mahfî Risale Okumaları 1 - Keşif Yolculukları'ı inceledi.
195 syf.
·2 günde
Hep merak etmişimdir önemli insanların birbiri hakkındaki düşüncelerini...Yazar, Risale-i Nur külliyatındaki en önemli ve temel meseleler şefkat, tefekkür,ihlas, uhuvvet gibi bahislerin kendisine açılan sırlarını çok güzel anlatmış bu kitapta. Ayrıca kitapta Risale-i nur okuyucularının ne gibi hatalara düştüğü ve bu hataların aşılması yönündeki fikirlere rastlamak mümkün.
120 syf.
·Puan vermedi
İnsan hayâtında neler neler yaşanıyor! 50-60 senelik insan ömrüne bâzen ne çok şeyler sığabiliyor... Yıkılmamayı, pes etmemeyi, öğrenmeye devâm etmeyi, iyi bir insan olmaktan bir an bile vazgeçmemeyi, hayâtı ve hayatta karşımıza çıkan her bir insanı önemseyerek yolumuza devâm etmeyi, herşey üzerimize üzerimize gelse, kâbus gibi görünse bile ümidi, ümit etmekten vazgeçmemenin elzem olduğunu anlatmış Voltaire...
Masal tadında... :))
Hayâtın içinde ne masallar gerçek oluyor bilseniz şaşarsınız... :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Metin Karabaşoğlu
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Tire, İzmir, 1964
1964 yılında İzmir’in Tire ilçesinde doğdu. Yazı hayatı, ilkokuldan önce başladı. Ablasına bakarak yazmayı öğrendikten sonra yazdığı ilk yazısı, başlığıyla birlikte sadece iki cümleden ibaretti: “Allah kimleri sever? Allah doğru yolda gidenleri sever, eğri yolda gidenleri sevmez.” (Aradan geçen bunca zaman içinde yazdıklarıyla, hâlâ daha bu iki cümlenin açılımını yapmaya çalıştığını düşünüyor.)
Yazı hayatı bu kadar erken başlamakla birlikte, kendisinde bir yazı kabiliyetine olduğuna ikna olması ortaokul ikinci sınıfta gerçekleşti. ‘Bakmak ve görmek’ farkını bir bahçe üzerinden anlatan yazısına, aynı zamanda okul müdürü olan Türkçe öğretmeninin verdiği karşılık “Dikkat et, sen yazar olabilirsin!” şeklindeydi. (Nitekim, dikkatsizliği yüzünden yazar oldu!)
Yazı hayatı bakımından yaşadığı üçüncü önemli dönemeç ise, lise yıllarının başında Risale-i Nur okumaya başlamasıydı. Bu okumalarla birlikte, ilkokuldan itibaren meslek olarak belirlediği ‘mühendislik’ten uzaklaştı ve lisenin ‘Matematik’ bölümünü bitirdiği halde yazı hayatında ilerleyebilmek için İstanbul’u ve Siyasal Bilgiler eğitimini seçti. Bu arada, henüz lise üçte iken ülke genelinde satışı yapılan bir gazetede üç yazısı yayınlanmış durumdaydı.
1991’de üniversiteye kaydolmak için İstanbul’a geldiği Eylül gününde önce Cağaloğlu’na ayak bastı ve o ayağını bir daha başka bir yere kaldıramadı. Üniversite yılları ile Yeni Asya Araştırma Merkezi ve Köprü dergisi arasında mekik dokuyarak geçti. Yazı hayatı için ‘okulu asmayı’ ise doğru bulmadığı için, üniversite eğitimini, geride hiç ders bırakmadan, okulu üç yıl sekiz ayda tamamladı. Arkadaşları maliye, mülkiye, hariciye sınavlarına girerken, o henüz yirmibir yaşında editörü ve kapak dosyalarının yazarı olduğu Köprü dergisi için çalışmayı tercih etti. Sonuçta, hiç memurluk ve amirlik yapmadı. Bundan sonraki hayatı editörlük-yazarlık denklemi içinde, kendi tabiriyle ‘okuryazar’ olarak geçti. İz Yayıncılık’ın kuruluş heyecanını yaşadı. İnsan Yayınları ve Zafer Yayınlarında editörlük yaptı. Karakalem’i kurdu. Halen Nesil Yayın Grubunun genel yayın danışmanı olarak görev yapıyor ve çok zor yazan biri olarak geriye dönüp baktığında yazmış olduğu yirmialtı kitabı görünce, bu kitapları ne zaman yazdığını bir türlü çözemiyor…

Yazar istatistikleri

  • 377 okur beğendi.
  • 3.706 okur okudu.
  • 146 okur okuyor.
  • 1.932 okur okuyacak.
  • 51 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları