Metin Karabaşoğlu

Metin Karabaşoğlu

YazarÇevirmen
8.8/10
545 Kişi
·
1.576
Okunma
·
220
Beğeni
·
4.948
Gösterim
Adı:
Metin Karabaşoğlu
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Tire, İzmir, 1964
1964 yılında İzmir’in Tire ilçesinde doğdu. Yazı hayatı, ilkokuldan önce başladı. Ablasına bakarak yazmayı öğrendikten sonra yazdığı ilk yazısı, başlığıyla birlikte sadece iki cümleden ibaretti: “Allah kimleri sever? Allah doğru yolda gidenleri sever, eğri yolda gidenleri sevmez.” (Aradan geçen bunca zaman içinde yazdıklarıyla, hâlâ daha bu iki cümlenin açılımını yapmaya çalıştığını düşünüyor.)
Yazı hayatı bu kadar erken başlamakla birlikte, kendisinde bir yazı kabiliyetine olduğuna ikna olması ortaokul ikinci sınıfta gerçekleşti. ‘Bakmak ve görmek’ farkını bir bahçe üzerinden anlatan yazısına, aynı zamanda okul müdürü olan Türkçe öğretmeninin verdiği karşılık “Dikkat et, sen yazar olabilirsin!” şeklindeydi. (Nitekim, dikkatsizliği yüzünden yazar oldu!)
Yazı hayatı bakımından yaşadığı üçüncü önemli dönemeç ise, lise yıllarının başında Risale-i Nur okumaya başlamasıydı. Bu okumalarla birlikte, ilkokuldan itibaren meslek olarak belirlediği ‘mühendislik’ten uzaklaştı ve lisenin ‘Matematik’ bölümünü bitirdiği halde yazı hayatında ilerleyebilmek için İstanbul’u ve Siyasal Bilgiler eğitimini seçti. Bu arada, henüz lise üçte iken ülke genelinde satışı yapılan bir gazetede üç yazısı yayınlanmış durumdaydı.
1991’de üniversiteye kaydolmak için İstanbul’a geldiği Eylül gününde önce Cağaloğlu’na ayak bastı ve o ayağını bir daha başka bir yere kaldıramadı. Üniversite yılları ile Yeni Asya Araştırma Merkezi ve Köprü dergisi arasında mekik dokuyarak geçti. Yazı hayatı için ‘okulu asmayı’ ise doğru bulmadığı için, üniversite eğitimini, geride hiç ders bırakmadan, okulu üç yıl sekiz ayda tamamladı. Arkadaşları maliye, mülkiye, hariciye sınavlarına girerken, o henüz yirmibir yaşında editörü ve kapak dosyalarının yazarı olduğu Köprü dergisi için çalışmayı tercih etti. Sonuçta, hiç memurluk ve amirlik yapmadı. Bundan sonraki hayatı editörlük-yazarlık denklemi içinde, kendi tabiriyle ‘okuryazar’ olarak geçti. İz Yayıncılık’ın kuruluş heyecanını yaşadı. İnsan Yayınları ve Zafer Yayınlarında editörlük yaptı. Karakalem’i kurdu. Halen Nesil Yayın Grubunun genel yayın danışmanı olarak görev yapıyor ve çok zor yazan biri olarak geriye dönüp baktığında yazmış olduğu yirmialtı kitabı görünce, bu kitapları ne zaman yazdığını bir türlü çözemiyor…
Bu toprakların güzel insanlara ihtiyacı var. Güzel kelimelerle düşündüğü için güzel kelimelerle söyleşen güzel insanlara.
Aşk;
iki insanın, Allah'ın kalplerine koyduğu bir sevgiyle
birbirlerini insan olarak sevmesidir.
Dün bozulan oyuncağın 'tamiri'ne değil 'yenisi'ne yönlendirilmiş çocuklar, bugün bozulan dostlukların 'tamiri'ne değil, 'yenisi'ne yöneliyor...
Metin Karabaşoğlu
Sayfa 46 - Nesil karakalem
256 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Peygamber Efendimiz (sav) ‘in bir günü…
Uhud günleri değil, Bedir değil. Hendek, Hicret yolculuğu ya da Miraç gecesi de değil kitapta yazılan…
Efendimiz’in sıradan bir günü. Edebiyle, kulluğuyla, merhametiyle, tebessümüyle, beşeriyetiyle, tefekkürü ile sıradan bir günü.

Eris kuyusunun kenarındaki taşların üstüne oturup, ayaklarını kuyuya sarkıtıp bahçeyi temaşa ederken;
Gece Rabbiyle hemhal olmak için kalktığında semaya bakıp Ay’ a seslenirken;
Diz bükerek tevazu ile yemeğe oturan, evinde söküğünü diken Nebi’nin devesine katran sürmekle meşgul iken geçirdiği bir günü…

İşlerini başkalarına havale edip peygamberlik görevini yaparken değil de; mescid inşası için taş taşırken, Hendek’te ashabıyla yemek hazırlamak için odun toplarken;
Kuşu ölen küçük bir çocuğa taziyeye giden bir Nebi’nin sıradan bir günü işte.

Hz. Aişe’nin kıskançlıkla kırdığı yemek tabağının parçalarını bir araya getirmeye çalışırken
Gayri Müslimlerin cenazesi geçerken dahi saygıyla ayağa kalkarken;
Bir sefer esnasında yavrularını emziren anne köpeği ürkütmemek için koca ordunun yolunu değiştirirken;
‘’ Allah’ın yeryüzündeki çiçekleridir’’ dediği çocuklarla koşu yarışlarında, güreş yaparken tezahurat yaptığı torunlarıyla beraberken;
Namazda secdede sırtına binip ‘’ Deh Deh’’ diye seslenen torunu hevesini tam alsın diye secdeyi uzatırken;
Sadakadır dediği tebesümü ve güzel sözüyle…
Kudsi Nebi’nin bir günü… Bir insan olarak; evladı ölen bir baba, sevgili eş, vefalı dost, incelikler peygamberi olarak yaşadığı sıradan günleri anlatılıyor kitapta.
…..
Artık yağmur yağarken şemsiyemı açamıyorum -ki bereketli nisan yağmurlarında, durup göğsünü yağmura açan Efendimiz(sav) geliyor aklıma.
Artık Ay’ a her baktığımda sesleniyorum O’nun gibi.. ‘’ Ey hilal senin de Rabbin benim de Rabbim Allah’ tır ‘’ diye…

Her sofra için koca kainatın çalıştığını okuduktan sonra kitapta; artık öyle kolay yutamıyorum lokmaları boş gevezelikler arasında.
Ve artık nasılsın diye soranlara gönülden O’nun gibi ‘’ Küfür ve dalalet hali hariç , her hal için Elhamdülillah ‘’ demeye çalışıyorum şimdilik dilimle, inşallah kalbimle …
Sorumlu olduğum bir işi yaparken; cenaze toprağı için kum getiren, inşaat için harç malzemesi karıştıran sahabelerine yaptığı uyarılarda, işini hakkını vererek en iyi şekilde yapana Rabbin rızasını tekrar tekrar hatırlatan Efendimiz (sav) geliyor aklıma…

Son olarak… Bir sahabe geliyor Efendimiz’e hüzünle. Soruyor O’nun gibi yaşamaya çalışsa da yapamayan sevenlerinin halini. Zira O bir Peygamber, kendi basit bir kul ya? Müjdelerin, tesellilerin en büyüğü ile cevap veriyor Alemlere Rahmet : Kişi sevdiği ile beraberdir…

İşte gönlüm tıka basa dolu iken dünya ehlinin sevdası ile; bir ağacın gölgesinde kısa bir müddet gölgelenen ve sonrasında terk eden bir yolcu gibi yaşamayı tavsiye eden Peygamberimiz (asm) geliyor aklıma…

Yazarın cümlesiyle; Yolu da yolculuğu da unutmadan …
Keyifli okumalar, saygılar, sevgiler, hürmetler….
208 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
(Not: Okuyacağınız inceleme dini unsurlar içermektedir, zaten haddizatında kitap da dini bir kitaptır. Rahatsız olabilecek sevgili kitap dostlarına duyurulur…)

Metin Karabaşoğlu… Saçma gelebilir belki ama eşim bana izdivaç teklifi ettiğinde yıllar önce, kendisini tanımak adına kriterimdi Metin Karabaşoğlu. Giitiğim söyleşilerinden birine onu da davet ettim ki, fikirlerini severse, aynı heyecanla ‘’İşte bu’’ diyebilirse, olabilir belki bu iş diye. İşte o kadar değer verirdim ben kendisine…

Bana risalelere ciddiyetle bakmam gerektiğini düşündüren ıki isimden birisidir Metin Karabaşoğlu, tanıdığım ilk yürüyen risalelerdendir kendisi. Seviyorum her ne kadar kırgın olsam da; ki insan değer verdiğine kırılırmış ya, siz hiçbir yazara kırıldınız mı bilemem de..

Hani risalelerde geçer ya, kendisinin de en çok yazdığıdır kitaplarında; ’’ O gemideki dokuz iyi insan varken, bir kötü insan uğruna o gemi batırılmaz’’ diye.
Ruhunu, beynini, kalemini, ciddiyetini, yazılarından kalbe inen merhametini ve her konuştuğunda görülen yüzündeki o tebessümünü seviyorum ben yazarın. Ama kırgınım işte, ortadaki kocaman fitne ateşine, kendince odun taşıdığı için vaktinde…

Ben kendisini; O’nu anlatırken, O’nun güzelliklerini anlatabilmek için hizmet ederken yazdığı kalemiyle tanıdım, öyle sevdim. Siyasi gazetelerin köşelerinde tarafgirlik hastalığının lekesiyle, başkalarının günahının ya da kusuratının gıybetini edip; hıssiyatını, vaktini, düsturlarını, okurlarının hüsnüzannını israf ederken değil… İşte o yüzden belki de, zihnimdeki ‘ Metin Karabaşoğlu’ gemisini merhametsizce batırdım sanki. Gerçi diyor nefsim, binlerce masum geminin batırılışını sessizce izleyen gemideydi kendisi de…

Simasının tersine yazılarında önce ciddiyet ve biraz heybet hissederim tavizsiz cümlelerinde, devam eden paragraflarda da merhamet. İçi su dolu kaktüslere benzetirim yazılarını ben, o yüzden de dururlar öylece kütüphanemde kitapları. Ve hala ‘’İşte Bu’’ diye haykırırım içimden, her kitap bitiminde ‘’ Evet buydu, İşte tam da dilimdeki… diyeceklerimdi… beynimdekilerdi… ‘’ derim hala…

Kitaba gelirsek; '' Sizin yıldızınız kim?? '' diye soruyor okurlarına ve alıyor eline teleskobunu yazar..
‘’Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz ‘’ diyor ya Mübarek Hadislerinde Efendimiz (sav)
Asr-ı Saadetin yerdeki yıldızlarını, sahabelerini; aradan geçen zamanın uzaklığına, yıllarca yaptığı okumaları ve araştırmalarını manevi bir teleskop yaparak işaret ediyor bize. Ne kadar uzak kalmışım ben, ne de güzel yıldızlar varmış, öylesine farklı.. Hassasiyetleriyle, sadakatleriyle, fedakarlıklarıyla… Beşeri Eksikleriyle, zaaflerıyla, imtihanlarıyla… Hepsinden de öte Allah’ın Habibine sevgileri ile…

Son olarak; Kendi cümlesiyle…
"İslam garib olarak başladı, tekrar başladığı gibi garib hale dönecektir. Ne mutlu o gariblere!" buyurmuştu kudsi nebi.
Ama garipler mutsuz...Garipliğe hazır olması gerekenler, dikensiz gül bahçesi derdinde....
Saadet Asrını Lale Devri sanıyor kimileri. Asr-ı Saadet'i saadetli kılan sırrı unutalı çok zaman oldu...
Ne mutlu garipliğe razı olanlara... Ne mutlu gariblere...’’

Gemileri batırmadan, hakkaniyetle, bereketli okumalar… meftun seyirler efendim…
216 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
YENİSİNİ ALMAYIN, TAMİR EDİN!

Eskiden hayat böyle değildi. Arası bozulan arkadaşlar hemen barışır, kalp kırgınlıkları tamir edilir, eşler arasındaki sorunlar uzamazdı. Neden peki? O zamanlar herkesin içinde bir tamirci vardı. İnsanlar kâh bir oyuncağı, kâh kırılan bir kalbi tamir ederdi. Zamanla birlikte biz içimizdeki tamirciyi yitirdik, belki de onu bu zamana layık göremedik. Sonuç olarak, "Yenisini alırız" çılgınlığına katılarak aslında yalnızlığı aldık...

Yeni zamanın bize en büyük getirisi, çocukluğumuza merdiven dayayıp içeriyi dikizleyen psikolog ve psikiatristler oldu. Bu bir anlamda da suçu başkasına atmak değil mi? Hatta o bir başkası da anne baba değil mi? Ruhumuzda yer alan sorunları çocukluğa bağladık ama başarılamızın tek sebebi biziz. Bu da yeni bir sorun doğuruyor. Çocuğumun ileride psikolojisi bozulmasın diye dört dönen aileler. Peki bunun ne gibi bir zararı var derseniz, çocuklar sera etkisinde büyüyorlar. Bir çiçek üzerinden örnek vermem gerekirse, seralardaki çiçekler çok güzeldir. Hayran kalarak alırız. El bebek gül bebek bakar, sular ve severiz. Sonra ne mi olur? Serada yetişen o çiçek evimize uyum sağlayamaz ve solar. Oysa komşularımızın verdiği bir dal çiçek boy atar, çiçek açar. Şimdi çocuğumuza geri dönelim. Psikolojisi bozulmasın diye uygun ortamda yetiştiren çocuk bir gün hayata atılır ve o çiçek gibi bozulur. Sonra ellerimizi dizimize vurup hayırsız evlat diye yakınırız. Gelecek nesil neden böyle zannediyorsunuz. Çocukluğumuza inen psikoglar yüzünden...
Çocukluklarımızın tamire ihtiyacı yok, çocukluğumuza inenlerin tamire ihtiyacı var. Tamirci nerede?

Dünyada savaşlar var. Gazetelerde her gün sayısız ölüm haberleri var. Yenisini almak işe yaramıyor. Yenisi yok. Ölen bir insanın yerini yenisi dolduramaz. Babasını kaybetmiş bir çocuğa yeni baba alamazsın. Kızına tecavüz edilip öldürülmüş bir anneye yeni evlat alamazsın. Düzen bozulmuş. Düzenin tamire ihtiyacı var. Tamirci nerede?

Hepimizin iç dünyasında çeşitli huy ve meziyetler var. Çoğu zamana ayak uyduramamış ve bozulmuş. O meziyetlerin, o duyguların yenisini alamazsın. Merhametini kaybetmiş bir insan için merhamet satmaz hiç kimse. Aşk satan, mutluluk satan dükkanlar yoktur. Zamanla tamir edilmediği için yok olan meziyet ve duyguların yeri boş kalmaz. Yalnızlık gelir yerleşir. Tamirciye ihtiyacımız var. Tamirci nerede?

Yeryüzü aslında bir kitap. Ağaçlar, kuşlar, gökyüzü... Biz başımızı sayfalardan kaldırıp bu gerçek kitapları okuyamıyoruz. Okumayı bilmiyoruz. Okumayı kelimelerden ibaret zannediyoruz. Çünkü gözlerimiz bozuk. Gözlerimizin tamirciye ihtiyacı var. Tamirci nerede?

Tamirci içimizde...
Bu kitap içimizdeki tamircileri uyandırmak için yazılmış. Oyuncakla başlayıp, dünyayı tamir edebilecek güçte tamircileri uyandırmak için..

Yenisini almayın, tamir edin...
Keyifli okumalar...
208 syf.
KURAN OKUMALARI 1


“Allahım, Kuran’ı kalbimizin baharı kıl ( Hz. Muhammed s.a.v)


Zaman zaman , bizler de zor kışlara maruz kalmış , umudumuzu yitirmiş baharın geleceğinden ümidimizi kesmiş halde buluruz kendimizi . Halbuki nice elemler , kederler , sevinçler, kırıklıklar yok ki geçmemiş olsun bahar etrafımızı kuşatmamış olsun. İnsan-ı mahluk ; sabırsız ve aceleci olduğundan ne baharı ne de kışı bilmez . Mevsimler gelir geçer ama insan nerde olduğunu yine bilmez . Yaprak misali ordan oraya amaçsız biçare sürüklenir . Rüzgar nereye eserse oraya yelken açar. Yüreklerde kış ağır geçer elbet, yalnızlık ve korkunun ağları arasında kalan gönül bir kuş misali titrek ve mahzun kalır . Ta ki , Allah’ın yüce kelamından bir ayet gelip etrafını sarıp kuşatana dek . İnsan elbette ki başıboş yaratılmış değildir .


İnsanoğlu hem enfüs hem de afak aleminde dolanır . Bu iki gerçeklik arasında kendi varlığını koruma gayreti sarf eder . Kişi her iki alemde de doğru adresi bulmakla yükümlüdür . Bu sorumluluk onun varlığının başlangıcından ta sonuna kadar sürüp gider . Bu sorumluluları dahilinde hareket ederken , yoluna klavuzluk edecek Kuran’ı Hakimi hayatına, ruhuna ve yaşantısına dahil etmekte eksiklikler yaşar. Nitekim bu yüce kitabın her bir ayeti bizlere hayatın nasıl daha doğru , nasıl daha yaşanılır , insan ilişkilerindeki ölçüleri muazzam bir şekilde bize sunar . Her müslümanın okuması gereken bu rehber yoldaş gerektiği kadar anlaşılmamakta , veyahut yanlış anlaşılmakta .
Kuran’ın tarifiyle , alemlerin Rabbinden gelen(1);insanları hidayete eriştiren ve hakkı batıldan ayıran(2)sonsuz hikmetler yüklü (3) ; sonsuz derece de Kerim (4) diye tarif edilen mucizevi bir rehberdir .

1/bkz. Vakıa suresi, 56:80
2/bkz.bakara suresi2:185
3/bkz.yasin suresi 36:2
4/bkz. Vakıa süresi 56:77

Kuran’dan öğrendiğimize göre , ona yönelirken dikkat edilecek ilk husus , recmediliş şeytana karşı , Rabbimize sığınmaktır . Nahl suresinin 98. Ayeti , bize bunu emretmektedir . (S.21)

“Kuran okumaya başladığın zaman , kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” Demek oluyor ki bu noktada kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmak büyük önem arz ediyor . Zira bunun tersi durumlarda üzerimizdeki zırh kalkmış ve ona karşı savunmasız kalmış olduğumuzun kanıtıdır. Öyle ki ; başka bir ayet şeytanın kanın damarlarda dolaştığı gibi her an insanı baştan çıkaracak kadar yakınında olmasıdır. Okumak, ilk önce bu hususa dikkat edilerek usûlen uygun yapılırsa anlaşılabilir .
İkinci bir husus ise , ona temiz olarak yönelmektir . Muazzam bir tevhid dersi veren Vâkıa sûresinin 79. Ayetinde , sultanı ezeli şöyle ferman etmektedir . (S.23)
“Temizlerden başkası ona dokunamaz.” Ancak temiz olanlar bedeni ve ruhi kirlerden arınmış olanlar ona dokunabilir şeklinde yorumlanabilir .
Araf sûresinin , 204. Ayetinde mealen şöyle denmektedir.
“O kuran okunduğunda ona kulak verin ve susun ki rahmet edilesiniz .” Nitekim anlamanın ilk şartı dinlemek ve anlamaktır . Onu dinlemeyen birinin yahut sırf okumak için okuyan birinin ,bu mucizevi rehber olan Kuran’ın ruhunu da es geçerek ona gereken ihtimamı göstermediğinin de kanıtıdır. Kuran bize kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nereden gelip nereye gideceğimizi ve ne yapmamız gerektiğini söyler. Yüce yaratıcı direk kendi kelamını biz aciz kullarına yönelterek bizi muhatap kabul eder . Kendinden birşeyi olmayan , sahip olduğu her bir meziyetinin sanatçısı ona kurtuluş reçetesi sunarak gafletten uyanıp , hakikat perdesini aralamasını ister .

Mehmet Akif’in “inmemiştir hele kur’ân şunu hakkıyla bilin / ne mezarlıkta okunmak , ne de fal bakmak için “ sözünü söyleten ve hep bin asırdır Kuran’ı tozlu raflara , işlemeli kılıflara , hatta ve hatta çok yüksekte kimsenin ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmesi gerektiğine inanılarak yaşanılan bu coğrafya da gittikçe kuran ahlakından uzaklaşılmasının sebebi dairesi içindedir. Hele ki ölülere okunması için herkesin yarıştığı , Perşembe ve cuma geceleri neredeyse yalnızca bu niyetle anlaşılmadan okunarak geçilmiştir . Halbuki bu ezeli rahmet deryası biz yaşayanlar için , büyük çağrılarda bulunup bizi kurtuluşa davet ederek kalplerdeki pası silmeye muktedir bir kitaptır . Onu kendinizden uzak tutarak değil, bilakis sürekli elinizin ulaşabileceği yerlerde hayatınıza dahil etmeniz gerekmektedir . Çünkü bizi yaratan Zülcelal bize tenezzül edip doğrudan doğruya bize konuşuyor . Elbette burda düşünen akıl sahipleri için nice ibretler vardır mealine istinaden düşünelim ve hayatlarımıza onu rehber edinelim . Kurtuluşumuz zira buna bağlıdır .

Sad suresinde anlatılan bir kısadır . Allah Süleyman Aleyhisselam’a , bir çok nimetin yanında safkan koşu atları da İhsan etmiştir . Hz Süleyman ,bir öğlen sonrası , şaha kalkan atlara biner . Öyle yerlere gider ki , gönlü inmeye hiç razı olmaz . Güneş gurub eder . Güneş’in batması demek , Süleyman Aleyhisselam’ın ifa etmesi gereken bir ibadetinin kazaya uğraması demektir. Ayette “ Rabbimin zikri “ diye belirtilen ibadet , kimi müfessirlere göre ikindi namazıdır , kimine göre zikir ve tesbihtir. Süleyman , öyle ya da böyle Rabbine karşı bu görevini unutmuştur . Bu hal Süleyman’ı derinden etkiler ve muhasebeye yöneltir . “Bu mal sevgisi “ der , “ beni Rabbimin zikrinden alıkoydu “. Bu muhasebe içinde, bir anlığına da olsa mal sevgisini Rabbini anmaya tercih ettiğini düşünür. Dedesi İbrahim’in en sevdiği şeyi Rabbine kurban etmesi gibi , o güzelim atları bir bir kurban eder . Sürenin devamında , insan , bu son tavrı dolayısıyla bağışlandığını bekler . Fakat tam tersi olur. Süleyman imtihan edilmiştir . Tahtı elinden alınmış , tahtının üstüne bir ceset bırakılıvermiştir. Hz Süleyman problemin atlar değil, nefsinin ibadetten alıkoyan talepleri olduğunu ihtar ediyor gibidir . Süleyman , “Ey Rabbim “ diyecektir ,” beni bağışla “ ve dua edecektir . “ Bana öyle bir mülk ver ki , benden sonra hiç kimsede olmasın. Muhakkak ki sen verensin , Vehhab’sın. Hz. Süleyman asıl meseleyi ne denli berrak bir şekilde tespit ettiğinin habercidir . Asıl imtihanın kendi içimizde ve nefsimize karşı yaşandığını net bir şekilde gözler önüne serer Sad suresi. O halde , hayatı dışarıda değil iç dünyamızda arayıp , iç dünyamızı tamir etmemiz gerektiğini göstermek ister . Bunca mülkün Süleyman Aleyhisselam’a yaşattığı hal ise , şu mealdeki ayetle anılır : “ Süleyman ne güzel kuldu! Hep Rabbine rücu edendi !” Enfes bir kıssa bize öyle dersler veriyor ki , sanırım hiç birimiz sad suresini bu şekilde okuyup idrak etmedik . Bu kıssayı okuduktan sonra açıp bir Sad suresini bu ışıkta okursak umulur ki , gönlümüze rahmet gözyaşları dökülür . Bu dünyadaki tüm problemlerimizin temeli eşyada değil, bizim bakışımızdadır.
Hayata tutunamayanlar için , tutunacak harika ayetler var . Hepimiz şöyle göz ucuyla bakıp , kıyısından kösesinden, habersizce döndüğümüz, kulağımızı gerçeklere tıkayıp gözlerimize perde çektiğimiz onca ayetin içinde bize rahmet deryaları , inci mercanlar sunuyor Rabbi Rahim .

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme !

Ayeti , ne ayağın , ne de ayağın yürüme kabiliyetinin bizden olmadığına dair bir uyarı hükmündedir . Rabbı Rahim bu ihtarıyla “sana ayağı veren ve yürümeyi nasip eden benim . O halde , nefsine uyup o fiili kendinden bilerek yürüme . O fiilin benim ihsanım olduğunu bil , ve bunu bilerek yürü demektedir” .

Sonsöz : Metin Karabaşoğlu’nun Kuran okumaları serisinin ilkini bitirmiş bulunmaktayım. Konu gönüllerin rehberi olunca insan yazacağı her kelimede dikkat etmeye özen gösteriyor . Zira yaptığınız tahlil sıradan bir roman veyahut şiir tahlili değildir . Bu yüzden bütün günümü bu incelemeye adadım umulur ki , gönlünüze , ruhunuza ve aklınıza tesir eder . Karşılığında sadece hayır dualarından başka bir derdi olmayan nice kişiden biriyim . Serinin tüm kitaplarını okuyacağım zira ilkinin tadı dimağımda kalmış beni şöyle hafifçe sarsmış, her daim okuduğum kitabı azimin sırına az da olsa vakıf olmuş bulunmaktayım . Kıssalar muhteşem ayetlerin güzelliği ışığında huzur bulmak istiyorsanız , kalbimizin baharı kuran okumaları 1 kitabını okuyunuz ve etrafınıza da hediye ediniz. Oruçlunun suya susaması misali tatlı bir rayiha bırakıyor etrafta . Bu incelemeyi belki bir çok kişi okuyamayacak ama, temennim dilerim Kuran ayetleri hayatlarınıza rehber olacak şekilde yüreklerinize akseder. İnanıyorum ki ; Rabbe , kutlu Nebiye ve gönüllerin aydınlığı Kuran’a ram olduğumuz sürece insan olmanın şerefine nail olabiliriz .

Keyifli okumalar. Allah kalbimize her dem baharı müjdelesin ayet ayet...
208 syf.
·12 günde
Peki ya ben neden daha önce Metin Karabaşoğlu kitapları okumadım? diyee hayıflanmanız pek mümkün..Zira benim için çok farklı bir ufuktu, daha once okumalıydım dedim hep kendi kendime..Bu yüzden https://1000kitap.com/sociologistt hanıma teşekkür ederim..Kur'an okumaları incelemesiyle merak ettim ve okudum.

Ve kendime sorduğum ilk soru şu oldu Kur'an hayatımın neresinde?ve ne kadarında?

Sadece cuma akşamları, yada dini gun ve gecelerde okuduğum kitap mı? Yada okuyup geçtiğim,hemde defalarca okudugum ama hic dusunmedigim burada bana ne diyor Zat-ı Zülcelâl demediğim kitap mı?

Kitaba gelince bi kaç kısımdan bahsetmek istiyorum.Zira her bir sayfası, satırı ayrı guzeldi..bir kaç kısımda dumura ugradigim dogrudur...

Sözgelimi, ' ellezîne âmenû ve amilu's- salihati', yani 'iman eden ve salih amel işleyenler' kalıbı,sürekli bu sırayla sunulur.yani bir kez olsun,ameli salih öne,imanın ikinci sıraya alındığı asla vaki değildir. Syf:31
Bir ameli salih kılan onun 'imanî bir kasd ve iradeyle yapılıyor olmasıdır.' Kur'an da bir çok yerdebuna benzer pek cok sıralama goze carpar. Işitme yada dinleme' ye dair ayetler de bu nazarla okundugunda bize manidar bir mesaj vermektedir.

Dinle!.. çağrısı körü körüne teslim olma çagrısı degildir. Bilakis kimi zaman bu çağrının hemen ardından
Akletme,
Düşünme,
Tefekkür etme gelir. Syf:34

Bu sıranın em manidar örneği Hz. ÖMER..Bilirsiniz o hayatının önemli anına Efendimiz'i öldurmek icin yola cikar, kız kardesinin müslüman olduğunu ögrenince solugu orada alır, ayetleri DINLEME olgunluğu gosterir ve müsluman olur... O dinlediği şeye dair yolculuğunu 'düşünme' ile sürdürmüştür..

Ilk olarak dinlemek ne kadar elzem. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) elçisi Dıhye el Kelbi r.a, Efendimizin davet mektubunu ilettiği İmparator Herakliyusu daha en başta bu açıdan uyarmış :" Tevazu ile dinle, sonra samimiyetle cevap ver.

Ve yine Nahl'in 65.ayetinde Allah'ın tevhid ve haşire dair delillerinden sonra: "Şüphesiz bunda, işiten (dinleyen) bir toplum için önemli bir delil vardır."

"(EY RABBIMIZ) İşittik ve itaat ettik." Bakara 285

Bir diger beni dumura uğratan mevzu 'İkra bismi rabbikellezi halak! Yaratan Rabbinin ismiyle oku!

Ama neyi nasıl??

"İkra!" hakikate muhatap olup, onu kalbine, ruhuna, tüm duygularina tüm hayatina taşı..
Örtuye burunur..hakikatı ilk kendine okur..sonraaaa.... 'kalk ve uyar'... fakat bilirsiniz üç zor yılın ardından gelir bu emir kalk ve uyar..



Bir kez daha dönüp uzerinde tefekkur ettigim 'Eşhedü' açıklamasını okumam oldu..."Onun bizi 'bilmek' makamından 'yapmak' makamına 'görmek' ve 'seyretmek' makamından 'katılmak' ve 'dahil olmak' makamına çıkarıyor olmasi" bunu dusunmek okumak.. butun bunlar inanilmaz lezzet katti bana okudugumu daha cok dusunmek özumsemek ihtiyaci hissettirdi.

'Dön' dedi bana bak etrafına, bütün kainatı ihata eden vahidiyet icinde her bir şeydeki 'ehadiyet mührünü' gör...

Döndüm..Baktım Dinledim.. hakkıyla olması tek temennim.. En azından bu gayret icinde olmak diyelim...

Yasin suresi.. yazar her okuyusumda sehrin ote yakasindan kosup gelen adamın meseli dolduruyor zihnimi diyor.. Fakat bundan ve digerlernden bahsetmicem.. Okuyun inanin cok farkli ufuk katacak.

Celal- Cemal isimleri.. (ne guzel ornekti.. Hz omer de Celal icinde Cemal, Hz Ebubekirde Cemal icinde Celal vardır. Syf: 181.. Hudeybiye ve nicesi herbiri dimağımda ayrı lezzet bıraktı..

"Şu dünyada her neye muhatap olursak olalım, o şeyde cilvelenen esma-i hüsnanı bize okuttur; o şeyi bizim için asıl meyvesini ebedî cennet yurdunda yiyeceğimiz bir fidan kı.Bize bir an bile esma-i hüsnanı unutturma..."syf: 194 amin

Elhasıl; Ilk defa bu kadar zorlandim bir inceleme yaparken,paylasmak isteyip yazamadigim yerler oldu..okumanin verdigi heycani kacirmak istemedim..
Ramazan'da okumak inanin apayri lezzet katti....


Yazarın notu..Kitabi bir daha acmamak uzere kapatabilirsiniz..ama dünyanizi daima Kur'an'a açık tutmayı unutmayın..


Verimli okumalar arkadaşlar..
195 syf.
Hep merak etmişimdir önemli insanların birbiri hakkındaki düşüncelerini...Yazar, Risale-i Nur külliyatındaki en önemli ve temel meseleler şefkat, tefekkür,ihlas, uhuvvet gibi bahislerin kendisine açılan sırlarını çok güzel anlatmış bu kitapta. Ayrıca kitapta Risale-i nur okuyucularının ne gibi hatalara düştüğü ve bu hataların aşılması yönündeki fikirlere rastlamak mümkün.
200 syf.
Kuran okumaları 2

HENÜZ İNMEMİŞ AYETLER

HZ Peygambere bir gün sahabilerden biri sorar ;
Ya Resulallah kalplerin cilası nedir ?
Resulallah yanıt verir :
Kuran okumak ve ölümü hatırlamak.

Hızla gelişen dünya da tek tip bireylerin çoğaldığı herkesin birbirine benzediği şu günlerde , kendimizi dünya hayatına öyle bir kaptırmışız ki sanırsınız her dem bu dünya da kalınacak. Beyinlerimize hemen hemen her gün , kitle iletişim araçları olsun , gerek sosyal medya gerek birebir sözel ve yazılı olarak zehirler pompalanmaktadır . Bu zehirler bizi tek dünya hayatına adapte edip sürekli tüketen ama düşünemeyen varlıklar olma yolunda sürü haline getirmiş durumda . Çok az kişi bunlardan kavli bir iman ile sıyrılabilmiş durumda . Ama tehlike korkunç boyutta . Kalplerimiz ilahi vahyin eseri olan Kuran’ı hakime kapanmış içindeki mesajlardan gafil kalınmış. Hadid suresi’nin 16. Ayettinde yüce Yaradan kullarına şöyle seslenmekte . “ iman edenler için öyle bir zaman gelmedi mi ki Allah’ın zikrine ve hak olarak indirilen Kur’ana karşı kalpleri yumuşamasın da onlar daha önce kendilerine kitap indirilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasın .” Zira dönemin katı ve zorba bir adamı olan Fudayl, bir gece yarısı aşık olduğu cariyeyi görmek için komşu evlerden birine tırmanırken başka bir evden hafızın okuduğu kuran ayetlerini işitir . Hafız yukarda da yazılan Hadid suresini okumaktadır . Bunu işiten Fudayl tir tir titrer , “ geldi ya rabbi ! Geldi ya rabbi !” Diye duvardan atlayıp tövbekar olur . Kuran’ın tedavi edici ve arındırıcı nefesinin bir numunesini görmüşlerdir . Tek bir kuran ayeti bile ölmüş bir kalbi dirilmeye yetmektedir .
Ve kıssa bizi şöyle bir soru sormaya sevketmektedir. Altıyüz bin küsur ayetten kaçı hayatımıza ve kalbimize inmiş durumda ? Kaç ayet Fudayl gibi zamanının zorbalarının kalbini titretiyor . Henüz hayatınıza İnmemiş onca ayet varken , bütün sıkıntımız bundan . Kuran’ı hayatlarımıza ve kalplerimize indiremediğimizden bunca ruhsal hastalık mevcut .

Yine kuran’ da en çok zikredilen ayrı bir vakıa’da İblis’in emri ilahiye karşısındaki isyanı ve temerrüdüdür. İlgili ayetlerde anlatıldığı üzere , Kadir’i Zülcelal Adem’i yaratıp meleklerden ve iblisten ona secde etmesini emrettiğinde , melekler itaat etmiş , lakin iblis ise isyana yönelmiştir . Kibri karşısında itaatsizlik edip yüce emre karşı gelince önünde iki yol belirmiştir . Ya işlemiş olduğu bu yanlıştan , kabul ve itiraf ile tevbe istiğfar edip rabbinin rahmetine sığınacak ; yahut yaptığının doğru olduğunu ileri sürüp rabbinin gadabını celbedecek. Bilindiği üzere iblis ikincisini tercih eder . Ululuk ve üstünlük taslayan iblis ateşin topraktan üstün olduğunu savunup kibre sapan ve kibirle saptıracak olan bir mahluk olarak kendisini haklı görür . İş bununla da bitmeyecek elbette . Adem’i yasak meyveden yemeye ikna edip yoldan çıkarıp Allah’ın gazabına maruz bırakacak. Lakin düğümler tamda bu nokta da çözülecektir . İki yanlış , iki duruş ortaya çıkacaktır . Adem yaptığı yanlıştan dolayı tevbe ve istiğfar ile af dileyecek yanlışını kabul edip Rabbi’ni yüceltecektir . Bu vakıa ile olaya bakınca ; evet
bizler her an yanlışa sapmaya , yoldan çıkmaya ve kibre kapılmaya müsait varlıklarız . Lakin ; bu yanlışlardan dönmeyi ve bize tövbe kapılarını her daim açık bırakan Kadir’i Zülcelal bakın ilgili ayette bize neler diyor .
Bakara Suresi, 160. ayet: Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim.

Kuran’ı Hakim kıssaların en güzelinde Yusuf kıssasında yine bize ibretler ile yüklü Mesajlar bahşetmektedir . Bilindiği üzere Yusuf kardeşleri ile büyük bur imtihan ile karşı karşıya kalmış . Kardeşlerinin Yusuf’un üstünlüğünü anlayıp ondan kurtulmak üzere planlar yaptığı derken en büyük kardeşlerinin kuyuya atılması fikrinde birleştiği ve Yusuf’un karavancılara bir kaç dirheme satılıp Mısır’da kölelikten , iffette ve bir yığın musibetlere gark olduğu anlatılmaktadır. Yakup as. Aynı şekilde üzüntüden ama olduğuna ve olaylarının iç yüzünü bildiğinden şöyle bir nida’ da bulunmuştur . “ ben keder ve üzüntümü ancak Allah’a anlatırım “. Yusuf’un ölümüne her daim Ümit ile bakıp ayrılığa karşı sabır ve Allah’tan yardım dilemiştir . Derken Yusuf’un zindana atılışı , kralın karısının iftirası karşısında zorlu süreçler geçirip Allah’ın dilemesiyle Mısır’a Aziz olup kardeşlerini tövbeye davet etmesi ve en nihayetinde kutsal bir vuslat ile son bulan kıssaların en kutsisi bizlere çok güzel mesajlar vermektedir . İlki : üzüntü ve kederin yalnızca Allah’a arz edilmesi . İkincisi : bana düşen artık yalnızca sabırdır ayeti ile musibetler karşısındaki duruş ve tavrımızın çizgisi . ve üçüncüsü : Allah’ın kullarını feraha ve rahata erdirmesinden asla Ümit kesmeyiniz . Zira kafir toplumdan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez . Harika bu üç mesajı alıp hayatımızın ve dertlerimizin ortasına koyduğumuzda olaylara bakışımız ve duruşumuz değişecektir . Yıllar önce yazmış olduğum Yusuf kıssasını okumak isteyen arkadaşlarım için buraya link koyuyorum belki bu kıssa ile ruhlarının hastalıklarından arınıp şifa bulurlar .

http://sosyologlar.net/...-yusuf-zuleyha-yakup


Altı bin küsür okunmamış mesajınınız var diye bir ibare belirse telefonumuzda acaba kaçımız açmadan ne kadar durabileceğiz ! Sanıyorum ki bir saat bile dayanamadan açıp okumak isteriz . Hele bu mesajlar birde sevdiklerimizden geliyorsa değmeyin keyfimize . Peki, elhamdulillah müslümanız diyip bize 1400 yıl öncesinden yollanan 6 bin okunmamış mesajımız varken bu rahatlık neden ? Merak edip seni yoktan var eden sana şekil ve suret veren ve ayetle bunu bildirip biz insanı en güzel şekilde yarattık diyen yüce yaratıcının bu mesajlarını okumandan seni alıkoyan nedir? Zira bir başka ayette : ey insan ! İhsan’ı bol Rab’bine karşı seni aldatan nedir ? Yine diyanetin yapmış olduğu bir araştırma gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktadır . TÜİK’in yaptığı araştırmada bakın veriler neler söylüyor .

Hangi dine mensupsunuz: İslam 99.2 
- ‘Ameli’ olarak hangi mezhebe mensupsunuz: Hanefi 77.5, Şafi 11.1, Caferi 1, hanbeli 0.1, Maliki 0.03. 
- Allahın varlığına inanıyor musunuz: İnanıyorum 98.7 
- Kur’an gerçektir: 96.5 
- Ölümden sonra diriliş ve hesap vermek vardır: 96.2 
- Vakit namazlarını kılarım: Her zaman 42.5, çoğunlukla 12.9, arasıra 18.1, nadiren 8.8, hçbir zaman 16.9  
- Cuma namazı kılarım: Her zaman 57.4, çoğunlukla 17.6, arasıra 12.7, nadiren 4.4, hiçbir zaman 7.2 
- Bayram namazı kalıram: Her zaman 77.1, çoğunlukla 9.1, arasıra 5.1, nadiren 2.4, hiçbir zaman 5.6 
- Oruç tutarım: Her zaman 83.4, sağlığım elvermediği için tutamıyorum 7.3, arasıra tutarım 6.1, tutmam 2.5. 
- Kurban keserim: Her sene 71.3, arasıra 13.9, maddi durumum uygun değil 12.3, kesmem 1, fakire yardım ederim 0.4 
- Zekat veririm: Her zaman 71.9, bazen 11.1, maddi durumum uygun değil 14.6, vermem1.1
- Kur’an okumayı bilirim: 41.9, okuyamam 57. 
- Kur’an okumayı isterim: 74.2, istemem 25.8. 
- Dua ederim: Sebepsiz her zaman 92.5, şükretmek istediğimde 55.4, sıkıntı anında 47.3, dünyalık bir talebim olduğunda 38.6, bir yakınım vefat ettiğinde 43, uhrevi bir talebim olduğunda 35.2, korktuğumda 39.8, mutlu olduğumda 38.8, asla 0.2
- Evden çıkarken başını örten: 71.6, örtmeyen 27.2. 
- Dini bilgilerin en çok öğrenildiği yaş grubu: 6-10 yaş 47.4, 11-13 yaş 30.3, 14-16 yaş 9.4. 
-Dini bilgileri öğrenme kaynağı: Aile ve çevre 91.8.
-Hayatımı dindarlık belirler: Her zaman 64.9, arasıra 28.3, asla 4.6
-Çocuklarımı islami hassasiyete uygun yetiştirmek isterim: Evet 87.1, hayır 1.7
-Günah işleyince pişman oluyorum: Her zaman 90.1, arasıra 7.9, hiçbir zaman 0.9
-Devlete verilen vergi zekat yerine geçer: Katılmıyorum 67.1, kısmen katılıyorum 4.4, katılıyorum 11.68
-Sarhoş oluncaya kadar içki günah değildir: Katılmıyorum 87.6, katılmıyorum 6.4
-İslam evlilik öncesi iletişimi sınırlar: Katılıyorum 68, kısmen 10, katılmıyorum 14
-Eş seçiminde önceliğim dindarlık: Katılıyorum 68.4, kısmen katılıyorum 15.4, katılmıyorum 13.4
-Çevreye zarar vermek inanca aykırıdır. Katılıyorum 81.9, kısmen katılıyorum 9.6, katılmıyorum 5
 
Müslümanların bu denli çok olduğu bir ülke de ;

Tecavüzün, savaşın , ihanetin kol gezdiği bu coğrafya da sözde müslüman olduğumuzu kabul edelim . Hala kelime-i şehadetin anlamını ve manevi ruhunu idrak edememiş binlerce insanın en büyük sorunlarından biri belkide binlercesi kurandan uzak düşüp , sünnete uygun yaşamayıp kuran ahlaki ile uzak düştüğümüz içindir . Bunca huzursuzluk tahammülsüzlük belkide henüz üzerimize inememiş ayetler içindir . Bilenle, bilmeyenin aynılaştığı , doğrunun yanlışa bulaştığı bu çağda bizi yalnızca bu ayetler kurtarabilecek ! Hayatımıza inerseler tabi ki .

Sonsöz: serinin ikinci kitabını da Allah’ın izni ile bitirmiş bulunmaktayım. Yazdıklarım yalnızca denizde katre bunun gibi çok güzel ibretler almak istiyorsanız bu kitaplardan istifade ediniz lütfen . Bir önceki inceleme de yazmış olduğum gibi belkide bu inceleme yalnızca bir kere okunup satır arasında kaybolacak. Belki de hiç okunmayacak ! Ama lütfen hiç değilse ömrünüzde bir kere olsun size binlerce yıl öncesinden gelen mesajlarınızı açıp okuyun . Ve ayet ayet hayatınıza nakşedin. İste bu muhteşem serinin ikinci kitabı olan henüz İnmemiş ayetler bunun sırrını ve imkanlarını bize sunuyor. Allah hepimizden razı ve yardımcımız olsun . Dua ve sevgi ile ...
160 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
Nasıl bitti bilemedim
Kısa ve öz bir kitaptı, kur' anla yaşyan insanlar
Kur' anla ölen insanlardır

Okumak, her okumak acaba okumak mıdır?
Neyi okuduğumuzu iyi bilmemiz gerek

Bana kitap sevgisini aşılıyan degerli hocam onun bir sözü vardı ve hep şunu derdi

Okuyacağız, anlayacağız, yaşayacağız ve yaşadiklarimızı kalbimize indireceğiz.

(ISMAIL AKMAN)

Kitap gibi kısa ve öz olsun inceleme
Esen kalin
200 syf.
Kuran okumları 3

Firavun ve Musa

Kuranı hâkimin defaatle üzerinde durduğu en muhteşem kıssalardan biri de Hz Musa'nın kıssasıdır . Nitekim kıssa ders almak isteyenler için muazzam ölçülerde nüanslarla doludur .

Musa aleyhisselam azgın firavun ve kavminin küfrürüne , diğer yandan bezgin İsrail'in düştüğü şirk herkesin malumudur. Kendisini ilah bilen Firavun'un sarayında büyümüş olmasına karşın Firavun'un küfrü ve inkarına düşmemiştir . Firavun'un felsefesiyle yüz yüze kalmış olsa da , Musa kendi Rabbini tanımıştır. Şirkin ve küfrün her daim bir seçim olmadığını insanın isterse her koşulda doğruyu bulacağının delildir Musa'nın kıssası.

Hz Musa Kuran'da da anılan bir süre ile "ben bir ateş gördüm " dedirten mesele ailesiyle ilgili bir ihtiyaçtan ötürüdür . "Sürenin devamında umulur ki , ondan bir kor ve veya haber getiririm " demesi de bunun delilidir. Velhasıl Musa dünyevi bir ihtiyaçtan dolayı gece vakti çölde ateşin olduğu yere doğru yolculuk yapar . Ateş almaya gitmiş , lakin Rabbiyle buluşmuş , iki büyük mucizeye mazhar olmuştur . Ateşe gidip maddeden manaya , dünyadan ahirete giden bir yol bulmanın timsalidir adeta . Ta ha süresinin 12. Ayetinde gerekçesi de apaçık bildirilerek
Musa ateşe yaklaşınca : ey Musa ! Diye seslenildi.
" Şüphesiz ben , senin Rabbinim. Artık ayakkabılarını çıkar.
Çünkü sen mukaddes bir vadi olan Tuva'dasın."

Ayaklarının altında uzayıp giden bir toprak , ve ayakta bir ayakkabı . Alemlerin Rabbi , bir ateş gördüğü vadide Musa aleyhisselam'a ateşin içinden seslenip vahiy nuruyla onu aydınlatırken , en başta bulunduğu yerin mukaddesiyetine hürmeten ayakkabılarının çıkarılması emredilmiştir. Bugün şekle ve kalbe ; ayrı ayrı odaklanıp beş vakit abdest almanın şekle uygun bürünmenin hikmetini kavrayamamış zihinler için de bir dersttir . Zira Musa bu mukaddes vadide ayakkabılarını çıkararak şekle ve öze riayet ederek iki büyük mucize ile dönmüştür . Yed-i beyza ve asayı Musa ...
Musa Aleyhisselam'ın muzaazam kıssası burda bitmez elbette . Yaptığı dua ve Firavunun karşısında takındığı harika tavır ile devam eder . İki büyük mucize ile dönen Musa aleyhisselam ancak bir Resule yakışacak davranışlar sergiler . Ve her mümin için örnek olacak bir dua eder .

Dedi ki : Rabbim ! Göğsüme genişlik ver ! İşimi kolaylaştır! Dilimdeki düğümü çöz ki , sözümü kavrasınlar ! Bana ehlimden birini , kardeşim Harun'u yardımcı kıl ! Onunla kuvvetimi arttır! Ve onu işime ortak et ! Ta ki , seni çokça tesbih edelim . Ve seni çokça zikredelim. Şüphesiz ki sen bizi her daim görüyorsun .

Bu dua muhteşem sırlar ve hikmetler yüklü mesajları birbiri ardına bize sunar . Kalp ehli bilir ki bu dua hem şifa hem de rehberdir . Mümin olmak gibi bir nimete erişen her insanın bu iman hizmetini bir vazife bilip, her birimizin Musa olup Harun'larımızı aramamız ve kardeş olabilmemiz icab ediyor . Ta ki yeryüzü O'nun çokça tesbih ve zikr olunduğu büyük bir mescide dönüşsün . Ve bizlere miras olarak kalan bu duanın baştan sona idraki ile hayatımız şekillensin


Ta ha süresinin 44. Ayetinde kavl-i leyyin yani yumuşak bir söz ile Firavun'u uyarması ise hayli manidardır . Şirke , küfre ve tuğyana sapmış biri için bile yüce Allah peşinen hüküm verip onu helak etmemiş onu uyarması için nebisi Musa ve kardeşi Harun'u onu güzel bir sözle uyarmalarını emretmiştir.

"Ona yumuşak bir söz söyleyin . Ola ki , hatırlar ve korkar ."

Demek oluyor ki hakikati temsil eden söz davet ettiği mesaj hakikat olduktan sonra , bunu dile getirmek için öfkeye ve hiddete hacet yoktur . Hakikat zatında güçlüdür ; vakur ama yumuşak bir üslupla söz söylendiği takdirde , Firavun'un gibi kişilikler dahi , yaratılışlarının özüne dönüp hakikati kavrayabilirler.

Dönelim biz iman ehli insancıklara . Herhangi bir durum ve olay karşısında nasıl muamele ediyor ve hangi sözler ile muhattabımızı bertaraf ediyoruz . Oturup ince ince düşünmemiz gereken hayli müphem bir konu . Elini taşın altına koyup kendiyle yüzleşecek kaç ehli iman taraftarı vardır.

Musa ve Harun nihayet Firavun'un karşısına çıkıp Rabbinin dediği şekilde uyarır . Buna binaen Firavun :
Ey Musa ! Rabbiniz kim? Diye sorar .

Bunun üzerine Musa ,
Rabbimiz o zattır ki ; herşeye özel bir şekil veren , sonra ona doğru yol gösterendir. Cevabını verir . Tâhâ süresi , şuarâ ve kassas sürelerinde de değişik vechelerle aktarılan Firavuna gidiş hadisesi her müminin , her bir ayetinde dersler alacağı muazzam ibretler vardır.
Musa aleyhisselam Firavuna giderek ne onun malına , ne tahtına ne de yurtlarından sürülmesi gibi bir olaya girmistir . Tamamen Rabbbinin izni ile şirkten ve küfürden yüz çevirip İsrail'i baskı ve zulmünden kurtarmak mahiyetiyi ile Firavunu güzelce uyarmıştır. Kıssanın sonrası malum Firavun ululuk taslamaya devam etmiş, ilahi emre kulak tıkamıştır.

Yine bir hadise başımıza gelen musibetlerde takindığımız tavır ve davranışlar imtihanı geçebilmek adına önemli bir delildir . Sabrın anahtarı yine Kur'an'ı Kerim'de kehf süresinde bize açıkça verilmektedir. Musa ve Hızır arasında olup bitenleri anlatan bölümde , Musa aleyhisselam Hızırdan kendi ilminden ona da öğretmesini murad ettiğinde Hızır aleyhisselam kendisine "sen benimle beraber kalmaya , sabretmeye dayanamazsın" demiş . Kehf
süresinin 68. Ayetinde , Musa'nın niye sabrecemeyeceğinin izahı yapılır. " Bilgisini elde edemediğin bir şeye karşı nasıl sabredeceksin." Bize sabrın anahtarını veren işte bu ayettir. Kişi sabrettiği olayın bilgisini ve mahiyetini idrak edemezse sabrı hal gösteremeyeceği gibi , imtihanını da geçemeyecektir. Rabbin izni olmadan tek bir yaprak dahi düşmez . Allah biliriz ki , kuluna öylesine dertler vermez , onu fenaya sürüklemez . İşte kul tam da bu sırada sabrın bilgisini bu bilginin ne olduğunu kavradığı ölçüde sabır geliştirebilir. Allah kaldıramayacağı yükü hiç bir kuluna vermez. Kul bilmeli ki eğer bir yükün altına girmişse Rabbi onun bu yükü taşıyacağını ve ona en az yükle bunu bahşettiğini görür ve anlar . Hızırdan murad nasihattır.

Sonsöz:

Yolu Musa' dan geçen her kul bilir ki , Rab sadece bizim algıladığımız sınırlı bir zeka imkanı ile, onu kavradığımız zihinimizdeki Rab ile çok farklı ve ötedir . Eğer onu ve kelamını doğru anlayabilseydik 1400 küsur yıldır bu denli kaos ve kargaşa yaşanmazdı . Kesin olarak bildirilen bir ayet olmasına karşın "müminler yalnızca kardeştir" ayeti bugün hayatlarımızdan çıkalı nice asır oldu . Kalbimizi kapattığımız yetmiyormuş gibi birde kulaklarımızı da tıkadık. Okumak yetmez hayatlarımıza tatbik etmiyor dönüşmüyor , dönüştüremiyorsak hayatlarımızı Kur'an-ı hâkim ile , sıkıntımız da derdimiz de büyük demektir . Bu incelemeyi hiç okumayabilir okuyup anlamayabilir veyahut es geçebilirsiniz. Lakin Kur'an'ı Kerim'i hayatlarımıza koymak adına ufak bir adım atıp bu incelemeyi ve bunun gibi nice kitapları vesile kılabilirsiniz. Kitap ; sizi Kur'an'ı Kerim'in iklimine götürürken nice yaşayan örnek olarak kalan peygamberlerin kıssaları ile karşılıyor . Dileğimiz odur ki Allah'ın ezelî kelamı olan Kur'an'ı hâkim hayatlarımıza sirayet etsin . Hz Ali'nin" bırakalım bugün Kur'an aramızda hükmetsin." Diyen imanı ile bizde şereflenelim .


Keyifli okumalar ...
120 syf.
·Puan vermedi
İnsan hayâtında neler neler yaşanıyor! 50-60 senelik insan ömrüne bâzen ne çok şeyler sığabiliyor... Yıkılmamayı, pes etmemeyi, öğrenmeye devâm etmeyi, iyi bir insan olmaktan bir an bile vazgeçmemeyi, hayâtı ve hayatta karşımıza çıkan her bir insanı önemseyerek yolumuza devâm etmeyi, herşey üzerimize üzerimize gelse, kâbus gibi görünse bile ümidi, ümit etmekten vazgeçmemenin elzem olduğunu anlatmış Voltaire...
Masal tadında... :))
Hayâtın içinde ne masallar gerçek oluyor bilseniz şaşarsınız... :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Metin Karabaşoğlu
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Tire, İzmir, 1964
1964 yılında İzmir’in Tire ilçesinde doğdu. Yazı hayatı, ilkokuldan önce başladı. Ablasına bakarak yazmayı öğrendikten sonra yazdığı ilk yazısı, başlığıyla birlikte sadece iki cümleden ibaretti: “Allah kimleri sever? Allah doğru yolda gidenleri sever, eğri yolda gidenleri sevmez.” (Aradan geçen bunca zaman içinde yazdıklarıyla, hâlâ daha bu iki cümlenin açılımını yapmaya çalıştığını düşünüyor.)
Yazı hayatı bu kadar erken başlamakla birlikte, kendisinde bir yazı kabiliyetine olduğuna ikna olması ortaokul ikinci sınıfta gerçekleşti. ‘Bakmak ve görmek’ farkını bir bahçe üzerinden anlatan yazısına, aynı zamanda okul müdürü olan Türkçe öğretmeninin verdiği karşılık “Dikkat et, sen yazar olabilirsin!” şeklindeydi. (Nitekim, dikkatsizliği yüzünden yazar oldu!)
Yazı hayatı bakımından yaşadığı üçüncü önemli dönemeç ise, lise yıllarının başında Risale-i Nur okumaya başlamasıydı. Bu okumalarla birlikte, ilkokuldan itibaren meslek olarak belirlediği ‘mühendislik’ten uzaklaştı ve lisenin ‘Matematik’ bölümünü bitirdiği halde yazı hayatında ilerleyebilmek için İstanbul’u ve Siyasal Bilgiler eğitimini seçti. Bu arada, henüz lise üçte iken ülke genelinde satışı yapılan bir gazetede üç yazısı yayınlanmış durumdaydı.
1991’de üniversiteye kaydolmak için İstanbul’a geldiği Eylül gününde önce Cağaloğlu’na ayak bastı ve o ayağını bir daha başka bir yere kaldıramadı. Üniversite yılları ile Yeni Asya Araştırma Merkezi ve Köprü dergisi arasında mekik dokuyarak geçti. Yazı hayatı için ‘okulu asmayı’ ise doğru bulmadığı için, üniversite eğitimini, geride hiç ders bırakmadan, okulu üç yıl sekiz ayda tamamladı. Arkadaşları maliye, mülkiye, hariciye sınavlarına girerken, o henüz yirmibir yaşında editörü ve kapak dosyalarının yazarı olduğu Köprü dergisi için çalışmayı tercih etti. Sonuçta, hiç memurluk ve amirlik yapmadı. Bundan sonraki hayatı editörlük-yazarlık denklemi içinde, kendi tabiriyle ‘okuryazar’ olarak geçti. İz Yayıncılık’ın kuruluş heyecanını yaşadı. İnsan Yayınları ve Zafer Yayınlarında editörlük yaptı. Karakalem’i kurdu. Halen Nesil Yayın Grubunun genel yayın danışmanı olarak görev yapıyor ve çok zor yazan biri olarak geriye dönüp baktığında yazmış olduğu yirmialtı kitabı görünce, bu kitapları ne zaman yazdığını bir türlü çözemiyor…

Yazar istatistikleri

  • 220 okur beğendi.
  • 1.576 okur okudu.
  • 89 okur okuyor.
  • 1.146 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları