İnsanlar bulgular, sayılar veya denklemlerden ziyade anlatılar üzerinden düşünür ve anlatı ne kadar basitse o kadar iyidir. Fakat 20. yüzyılda New York, Londra, Berlin ve Moskova’da dünyaya şekil veren seçkinler tüm dünyanın geçmişini açıklama ve geleceğini ön görme iddiası taşıyan üç büyük anlatı formüle ettiler: Faşist anlatı , Komünist anlatı, Liberal anlatı.
2. Dünya savaşı faşist anlatıyı devirdi ve 1940’ların sonlarından 1980’lerin sonlarına kadar dünya sadece iki anlatının savaş alanıydı: komünizm ve liberalizm. Sonra komünist anlatı çöktü ve liberal anlatı baskın bir biçimde, en azından dünya çapında ki seçkinlere göre, insanlığın geçmişine rehber ve dünyanın geleceğinin olmazsa olmaz kılavuzu haline geldi.
Fakat 2008’de yaşanan küresel finans krizinin ardından liberal anlatı dünyanın dört bir yanında gittikçe daha fazla insanı hayal kırıklığına uğratıyor. Duvarlar ve güvenlik duvarları tekrar su yüzüne çıkıyor. Göç ve ticaret anlaşmalarına karşı direniş tırmanışa geçti.
Sözde demokratik devletler hukuk sistemini hiçe sayıyor, basın özgürlüğünü kısıtlıyor, her tür muhalefeti hainlik diye nitelendiriyor. Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin başında ki iktidar sahipleri yeni bağnaz demokrasi tipleri deneyip düpedüz diktatörlük uyguluyorlar.