Bu hafta sonu okumak için kütüphaneden tam üç kitap aldım. Bana, "kitap kurdu" diyorlar ama okuldakilerin saçmalıklarını çekeceğime, odamda kitap okumayı yüz kez yeğlerim.
Minchul kitabı işaret ederek, "'O kitabı mutlaka okumam gerektiğini mi düşünüyorsun?" diye sordu
"Hım?"
"Öyle düşünüyorsan bir hafta daha deneyeceğim. Alşık olmadığım için zor geldi ne de olsa."
Kendini açık açık ifade eden Minchul'a bakarak düşündü, belki de bu çocuk kafese kapatılan bir kuş yavrusundan ibaret değildi.
"Belki de öyledir. Gerçekten yapabilecek misin ama?"
"Neyi?"
"Okumak için çaba sarf etmeyi."
"İstediğim sürece yaparım."
"Hımm... Aslında okumak için bu kadar çaba sarf etmenden yana değilim."
"Çabalamadıkça istediğimiz sonuca ulaşamayız ama"
Youngju durumdan haberdar olduğunu gösterircesine
"Bunu bilen çocuk mu her seyden ilgisini kesmiş yaşıyor?" diyerek Minchulun nabzını yokladı.
"Bir şeyi bilmek ve buna göre davranmak birbirinden farklı" diye yanıtladı Minchul, umursamazca.
Bunak, cahil, ahlaksız, idaresiz bir muallimi iş başında bırakamazdım. Kanun da, vicdan da bana bu adamı mektepten atmayı emrediyordu. Bu emri yerine getirdim. Hesapça büyük bir ferahlık duyacaktım. Kendi kendimden memnun olacaktım. Halbuki bilâkis, içimde bir sızı var ve kendi kendimden iğreniyorum.
Anlıyorum ki, zaman zaman bana en büyük menfaatlerimi, hayatımı ihmal ettiren ruh hamlelerine rağmen, ben zayıf bir adamım. Hiçbir zaman iyi bir memur olamayacağım.
Memleketin ancak okuyup yazmakla kurtulacağına inananlardanım. Bu, benim mektep sıralarından beri en sarsılmaz bir kanaatimdir. Hatta, bir aralık Darülmuallime girerek hoca olmayı bile düşünmüştüm. Maamafih, Mülkiye memurlarının da maarife pek faydası dokunabilir.
Son felaketimin sebebi vicdanımın sesine itaat etmiş olmam degil miydi? Vicdanım bana "susuzluktan ölen çocuklara her şeye rağmen su vereceksin!" demişti. Ben de bu emre itaat etmek için memuriyetten kovulmayı, mahkemelerde sürünmeyi göze almıştım. Demek ki, ben küçük miktasta bir kahramandım. Kendi gözümde adeta büyüdüğümü, yükseldiğimi görüyordum. Maamafih, bu sarhoşluk uzun sürmedi.
Programın bir başka maddesi gözüme ilişmişti. Onda: "Kanuna daima riayet edeceğim" diyordum. Halbuki bu su işinde kanuna göz göre göre yan çizmiş olduğum, gün gibi aşikârdi. Şu halde ben, umdelerimden birini tatbik ederken ötekini çiğneyip geçmiştim.
Hem daha fenası; bu, çok kere de böyle olacaktı. Programdaki bu iki madde çatışıyordu. Öyle işler çıkacaktı ki vicdan "yap" derken kanun "yapma" diye nehyedecekti. Keza, kanunun istediği bazı şeyler vicdana dokunacaktı. Bu vaziyet karşısında ne yapmak lâzımdı?!