Lale

Madem 1000Kitap uygulamasındayız ve madem 1000. kitabımıza ulaşıyoruz, bu özel sayıya yakışacak en anlamlı eseri kucağımda tutuyorum: 'Babanız Atatürk'. Bugün arkadaşıma bu kitabı almaya gidelim dediğimde, kendisinde olduğunu söyleyip bana hediye etti; eve uğrayıp kitabı aldığımızda içine yazdığı o güzel notu görmek, bu serüvenin başlangıcını benim için çok daha unutulmaz kıldı. Şimdi bu kitabın sayfaları arasında, tarihin derinliklerine ve Atatürk’ün o eşsiz vizyonuna doğru yeni bir serüvene çıkıyorum. Benim için bu sadece bir kitap okumak değil, bir duruşu ve o büyük mirası hissetme yolculuğu. Onun sarsılmaz iradesini ve bize bıraktığı o eşsiz Cumhuriyeti anlamaya başlarken, 1000 kitaplık bu kütüphanemin en başköşesine bu eseri koymanın gururunu yaşıyorum. İyi ki bu yoldayız, iyi ki bu ışığın izindeyiz. Bu serüven, seninle daha da anlamlı hale geldi Atam. 🙏✨
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kırk haramiler mi ? Robin hood mu ?
Bölüm 1 Otobüsün içi bir fırın; ter ve egzoz dumanı birbirine karışmış, herkes bir yerlere tutunmaya çalışıyor. Kartımı cihazın üzerine uzatıyorum: "Yetersiz bakiye." Makinenin o soğuk, mekanik sesi içimi cız ettiriyor. Arkamdaki adam sabırsızca homurdanıyor, sanki dünyanın merkezi onun varması gereken yer. Kulaklıklarımda bambaşka bir dünya dönüyor; Ali Baba ve Kırk Haramiler çalıyor, neden bu şarkı zihnimde yankılanıyor hiçbir fikrim yok, sanki bu sıkışık otobüsün arka plan müziği gibi her şeyi daha da absürtleştiriyor. Bölüm 2 Tam o sırada, arka koltuktan bir bebeğin tiz, keskin ağlama sesi her şeyi bastırıyor. Yanımda ayakta duran yaşlı amca, nasırlı elleriyle tutunduğu demirden hafifçe bana doğru dönüyor; "Neredensin sen?" diye soruyor. Soru, otobüsün o boğucu havasından daha ağır, daha katmanlı. Ben kimim ki? Arka koltukta oturup herkesi izleyen, hayatın tüm o "bakiye yetersizliği" uyarılarına rağmen bir sonraki durağı bekleyen o yolcu muyum? Zihnimin tam ortasına o şarjlı soru düşüyor: Robin Hood bir kahraman mıydı gerçekten? Ali Baba ve Kırk Haramiler çalarken, asıl soruyu kendime soruyorum: Ganimetleri haramiler mi alırdı, yoksa Robin Hood mu? Belki de bu otobüsün içinde, kimin kimi "aldığı" bile belli olmayan bir kaostayız. Kapanış 🤝 Otobüs ani bir sarsıntıyla kalkıyor, herkes bir o yana bir bu yana savruluyor. Kulaklıktaki melodi devam ediyor, amca hâlâ cevap bekler gibi bakıyor, bebek ağlıyor. Eve gidiyorum; hayatın tüm bu küçük kaoslarının, yetersiz bakiyelerin ve beklenmedik soruların içinde, kendi rotamı mı çiziyorum yoksa sadece durakları mı sayıyorum? (Bu otobüsün havası gerçekten çok ağır, ama zihnimdeki o şarkı ve Robin Hood ikilemi sanki her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.)
Duygu ve Düşünce
Şu hediyelerimin güzelliğine bakar mısınız? Bazı dostluklar, kitapların muhabbete meze olması kadar güzel. Normalde kitap biriktirme huyum olmasa da, son altı ayda okumadığım kitaplar boyumu aştı :) özellikle bilim kurgu bana hitap eden bir tür olmamasına rağmen bilim kurgu kitaplarım artıyor ayrı bir ironi oldu :) Ocak ayından beri okunmayı bekleyen kitapların bana bakışlarını tahmin bile edemezsiniz! Ne mutlu ki çevremde kitap alıp üzerine saatlerce konuşabildiğimiz güzel insanlar var 🌸
Duygu ve Düşünce
Hint dizileri-Tatlı tabağı - Kahve...
Bölüm1. 🫯Elimde tatlı tabağı, Necati Amca'lardayım. Televizyon açık. Yine o Hint dizisi, yine o bitmek bilmeyen bakışmalar. Ekranda kadın ağlıyor, adam bakıyor; sonra birden müzik giriyor, dans etmeye başlıyorlar. Yaşa Teyze elinde odaya girdi, bizi öylece ekrana kilitlenmiş görünce duraksadı. Ekrandaki adamla göz göze geliyoruz, o bakış şu an elimde tuttuğum tatlıdan daha gerçek. Bir bardak kaç saniyede düşer yere? Necati Amca'nın televizyonunda bu süre hiç bitmiyor. O yaylı sesleri, o dans... Kendi hayatımı izlesem, arkadan kim çalardı? Bölüm 2.Tabağı bırakıyorum ama elim hâlâ hafif titriyor. Televizyonu kapatsalar bile o melodinin zihnimde yankılanmaya devam edeceğini biliyorum. Yaşa Teyze kahveleri getirip masaya bırakıyor. Sonra oturuyoruz. Sanki ekrandaki o devasa dram hiç yaşanmamış gibi sıradan bir sesle soruyor; sade yaptım ama içersin değil mi? Kahvenin acılığı, dizideki o yapay neşenin yanında çok daha sahici bir sızı gibi. Ama aklım hâlâ o bakışmada kalıyor. Çünkü bir noktada insan şunu ayırt edemiyor: Hangisi daha gerçek? Tatlı tabağı mı, Yaşa Teyze mi, yoksa o bitmeyen bakışma mı? Kapanış 🤝Bir noktadan sonra kalkıyorum. "Neyse" diyorum, sanki hayatın bir yerinden çıkış düğmesi varmış gibi. Eve geçiyorum. Ama çıkış sandığım şey aslında sadece sahne değişimiymiş. Adam hâlâ bakıyor, kadın hâlâ bakıyor, sonra bir anda dans başlıyor; sanki duygular çözülünce otomatik olarak koreografi yüklenmiş gibi. Kapıyı kapatıyorum, ama içeride kalan şey televizyon değil, o bakışmanın devam etme hissi. Eve varınca televizyonu açıyorum, diziye kaldığım yerden devam ediyorum (Çok ürkütücü)youtube.com/shorts/Z62r7ndi...
1000Kitap
Market kuyruğunda anlık
🫯Bölüm 1 (kuyruk) : Markette sıra beklerken beynim: Önümdeki adamın araba dolusu alışverişi, kıyamet hazırlığı gibi; makarna paketleri, mevsimsiz meyveler... İnsanın hayatta kalma içgüdüsünün bu hantal görüntüsü karşısında, beynimin içinde aniden o meşhur Uğur Derin Dondurucu reklamının müziği çalmaya başlıyor. Tam o sırada yan kasada bir dram yaşanıyor: Bir abla, çocuğunun elindeki ürünlere limit koyuyor; "Bir tane seçebilirsin, çikolata mı dersin ya da o cips mi dersin, karar ver artık!" Çocuğun o saniyeler süren, sanki hayatının en büyük ontolojik kararını veriyormuş gibi kasıldığı an... Benim zihnimde ise reklam müziği hala çalıyor: Uğur’un olsun, için rahat olsun. 2.Bölüm (bip bip bip ) Kasiyerin barkod okutma ritmi, zihnimdeki melodinin ritmiyle çakışıyor: Bip, bip, bip... Birini seçmelisin. Çocuğun çikolata ile cips arasında kaldığı o boşluk, benim varoluşsal sancılarımın mikro bir örneği mi? İnsan, bir ömür boyu dondurucular dolusu seçeneği "saklamaya" çalışırken, aslında o raflarda duran tek bir çikolatanın verdiği huzuru bile yaşayamıyor mu? Arkamdaki adam sabırsızca saatine bakıyor; o, zamanı tükettiğini sanıyor ama aslında sıranın bitmesini beklerken, çocuğun o ikilemine kilitlenmiş kalmış durumdayız. Kapanış 🤝 Eve gelip aldıklarımı dondurucuya yerleştiriyorum; ancak o melodi hala susmuyor, zihnimde dönüp duruyor. Hayatı dondurmaya çalışırken, aslında o reklam müziğinin tutsağı olduğumu fark etmek gerçekten ürkütücü. (Hala çalıyor, bu gerçekten çok rahatsız edici.) youtu.be/HgVETUZsC_o?si=...
1000Kitap