Dünya edebiyatı dediğimiz şey, bir sürgün edebiyatıydı, sürgünün bir denizci feneri gibi yol gösterdiği, acılarla dolu bir edebi miras. Sürgün, tam bir insanlık tarihiydi, insanın ve sözün varlığıyla başlamış sonsuz bir öyküydü.
Savaşların, propagandaların, kin ve nefretin yaydığı zehirli önyargılar, arzulanmasa bile, çoğunlukla farkında olmadan, herkesi etkiliyor; hiçbirimiz bu 'öteki' zehirinden kurtulamıyoruz. Bu zehirin panzehirlerinden birinin de söz ve anlatı olduğuna inanıyorum; evrenselleşmiş, dünya edebiyatının sağlam bir öğesi olmuş söz ve anlatı...