Bir yemek yaparsınız, tadına bakarsınız ama bir şeylerin eksik olduğunu hissedersiniz. Tuzu mu eksik acaba yoksa baharatlar mı? Genel olarak yemek güzeldir ama neyin eksik olduğunu tam olarak anlayamazsınız. Karar vermek zordur ama yemeği bitirmişsinizdir bile, yine de bulamadığınız eksik sebebiyle istediğiniz hazza ulaşamamışsınızdır.
Dokuzla Dokuz Arasındanın hikayesi çok gerçekçi olmamasına rağmen lezzetli bir eser; merak uyandırıcı, sürükleyici, betimlemeleri, ana ve yan karakterlerin duygularını okura geçirme açısından güçlü bir eser, fakat kitap boyunca ve kitabın sonunda bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsunuz. Olaylar arasındaki kopukluk, okura genel çerçeveye bakmasına itiyor ve bu da olayın sadece ana karakterimiz olan Stainlaus Demba'nın para bulma öyküsü olmadığını gösteriyor. Tutsak bir şekilde mücadele etmenin ne denli meşakkatli olduğunu ana karakterin başarıya ramak kalan her başarısızlıkta nasıl hissettiğini bir okur olarak hissediyorsunuz.
Zaman ve kaderin kaçınılmazlığına pesimist olarak yaklaşan yazar, kitabın sonunda insanın anlamsız mücadelesini ve kaderin değişmezliğine de ince bir dokunuş yaparak kitabı sonlandırıyor.
Genel olarak okunabilecek bir kitap. Basit bir hikayenin içine yüzeysel olaylarla, kader, mücadele gibi konuları işleyebilen ve bunu akıcı ama pesimist bir şekilde yapan bir öykü.