Anlat bana tanrıça, binbir düzenli yaman adamı, kutsal Troya'yı yerle bir etmişti hani,
sonra sürünmüş durmuştu ordan oraya,
ne çok yerler görmüş, ne çok insan tanımıştı,
ne çok acı çekmişti denizlerde yüreği,
kurtarayım derken kendi canını, yoldaşlarına dönüş yolunu açayım derken... Ama yine de kurtaramadı onları bir türlü, taşkınlıkları yüzünden hepsi yok oldu, Güneş tanrının sığırlarını yemiş budalalar, Yücelerin oğlu da kapatmış onların dönüş yolunu Al bir yerinden tanrıça, anlat bize de.
"Manzara hayranlığının," dedi Marianne, "sadece jar- gon olup çıktığı doğru. Herkes resimsel güzelliği ilk tanımlayan kişinin zevki ve zarafetine sahipmiş gibi yapıp öyle tarif etmeye çalışıyor onu. Ben her türlü jargondan nefret ederim; sık sık duygularımı kendime saklamak zorunda kalmışımdır, çünkü doğayı tarif edecek bir dil bulamamışımdır aşınmış ve tüm heyecan ve anlamını yitirmiş ifadelerden başka."
"Utan Elinor!" dedi Marianne; "para sadece mutluluk verecek başka bir şey olmadığı zaman mutluluk verebilir. Yeterli gelirin ötesinde insanın ruhu söz konusu olunca hiçbir şey gerçek tatmin veremez."