“Kimliğim beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir.’’
Amin Maalouf, “Ölümcül Kimlikler” adlı eserinde biz okurları aidiyetler, din, toplumsal kurallar, hoşgörü ve daha bir çok konuda bizi düşünmeye sevk ediyor. Ölümcül Kimlikleri okumaya devam ettikçe kimliğimizin aslında içinde bulunduğumuz durumlara karşı bir savunma mekanizması olduğu sonucuna varıyor insan. Kitapta geçen bir örnek üzerinden devam edecek olursak Almanya’da doğan bir Türk genci asıl benliği ve etnik kökeninin azınlıkta olduğu bir ülkede anadiline çok az hakim olması, bir konu hakkında verdiği tepkileri ve anadilinden çok daha iyi derecede almanca konuşuyor olması bizi şaşırtan bir durum olmaz ama ne yazık ki bu genç sahip olduğu etnik kökeni nedeniyle hiçbir zaman Alman benliğini yaşamanın hissine kapılamayacaktır çünkü yaşadığı ülkedeki Almanlar ona tam anlamıyla bizden gözüyle bakmayacaktır aynı şekilde Türkler de Almancayı anadilinden daha iyi bilen bu genci benimsemeyecek belki de ayıplayacaklardır.
Halbuki insanı insan yapan sahip olduğu bütün aidiyetlerdir. Yaşadığı ülkenin yani Almanya’nın kültürüne hakim olması onun kökenini değiştirmeyecek bağlı olduğu gelenekleri bir çırpıda çöpe atmayacaktır. Ötekileştirilme çabası içinde toplumdan soyutlamaya çalışılan bu gence karşı sergilenen tavır onun insanlara karşı önyargı ve nefretle yaklaşmasına neden olur. Bu ayrıştırıcı bir tutumdur. Amin Maalouf burada bireylerin aidiyetlerine saygı duyulmadığında onların çıkmaz yola yani ötekileştirmeye saptığını söyler ki nitekim bu konuda da haklıdır. Günümüzden örnek verip Maalouf’un sözünü ettiğini konuyu şu şekilde destekleyebiliriz; Suriye krizinin başlamasının ardından dört buçuk yıl önce Suriye topraklarından ülkemize sığınan bir ailenin küçük oğlu Vail arkadaşları tarafından Suriyeli olduğu