Gençler, bu yazılarım elinize geçerse hatırlayın ki en iyi, en sağlam değişimler zorlanmadan meydana gelen, ahlakın temellerini sağlamlaştıran değişimlerdir.
Giderek yabanileşiyordu. İnsanlara kibar davranmak gitgide daha güç bir şey oluyordu onun için. Varlıkları aklını karıştırıyor, konuşma çabası rahatsız ediyordu onu. İnsanlar onu huzursuz ediyor, iletişim kurduktan hemen sonra onlardan kurtulmak için bahane arıyordu.
Kendini sevmediğinin farkında olsa da düşünmek için fazla yorgundu. Bir şekilde kendinden bir şeyler kaybetmiş ya da doğuştan kötü biriymiş gibi kendinden nefret ediyordu. İçinde tanrısal olan her şey silinip gitmişti.Tutkunun mahmuzu körelmişti; onun dürtüsünü duyacak canlılığı yoktu. Ölüydü. Sanki ruhu ölmüştü. Bir hayvandı o, bir yük hayvanı. Ne yeşil yaprakların arasından süzülen güneş ışığında bir güzellik görüyor, ne de
göğün mavi kemeri, eskiden olduğu gibi kozmik enginliğin ipuçlarını ve açığa vurulmak için titreşen gizlerini fısıldıyordu ona. Yaşam dayanılamayacak kadar donuk ve aptalcaydı ve kötü bir tat veriyordu. İç dünyasının aynasına boydan boya bir kara perde gerilmişti, hayalleri gün ışığının girmediği karartılmış bir hasta odasında yatıyordu.