Laptus

Laptus
La tristesse durera toujours
Bilinmeyen Yönleriyle Filozofların Çılgın ve Eksantrik Hayat Öyküleri
10/10
·535 syf.··
Beğendi
·
2020 30. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2020 19:56
Üniversitede her dönem zorunlu felsefe derslerimiz vardı zaten ilgim de olduğu için keyifle geçerdi dersler ama bu kitabı bilmiyor olmak beni gerçekten üzdü ve kesinlikle büyük bir eksiklik hissettim. Yıllar sonra bu açığı kapatmış olmak bir nebze rahatlatıyor. Kitap Tayfun ‘un paylaşımlarından dikkatimi çekti -adam kitabı olduğu gibi yazmaya başlayınca-, baktım çok güzel alıntılar paylaşıyor, sonrasında işleri kendisini taciz etme boyutuna kadar getirerek kitabı kendime aldırmayı başardım. Karşılığında gül gibi Huzursuzluğun Kitabı’nı da verdim ama olsun:) Kitapla ilgili söylemek konuşmak istediğim çok şey var, resmen bir ayımı keyifle, bir dolu bilgiyle, sanatla geçirmeme neden oldu, bu anlamda çok mutluyum. Tayfun ‘un kitaba dair yazdığı inceleme yarı akademik ve daha düzenli olduğu için aradaki dedikodu ve enstantaneleri yazmayı kendime daha uygun buldum, bu hem kendime not hem de okuma yaparken beslenecek kaynakları da görmek için güzel bir fırsat diye düşündüm. Kitap içinde bazı alıntılar yapmak da istedim ama yine Tayfun bütün kitabı yazdığı için onun alıntılarını kullanacağım, kendimce adamdan habersiz grup çalışması yaptım. Esinlerimle… Oldum olası büyük insanların “büyük olma” hikayeleri beni çok etkiler, hayatlarına dair özel bilgileri bilmek hem ortamlarda bilge cakası satmama hem de okuduğum, izlediğim gördüğüm ne varsa onu daha da benimsememe sebep oluyor. Şimdi sevgili Laertios’un bu kitabı “felsefesever bir hanıma” –yani bana- yazarak kendimi dahil edip daldım olaya. :) Kitap o kadar keyifli ki, bu felsefe kitabından asla sıkılmaz insan –cahiller hariç-. Ayrıca MÖ yaşamış insanların spoilerı olmaz, felsefe severler bu kitapla ilgili yazımı okuyup daha keyfine varmak isterse kitabı alır, gözünde büyütenler yine yazımı okuyup
Ünlü Filozofların Yaşamları ve ÖğretileriDiogenes Laertios · Yapı Kredi Yayınları · 2025378 okunma
Laptus
Az evvel çok yeni yayınlanmış bir makaleye denk geldim. Buradaki konu aklıma geldi önemli alıntı; "Ancak diyaloglar tarihsel olarak doğru mu? Platon, Sokrates yargılanıp idam edildiğinde 25 yaşındaydı. Platon şüphesiz ki Sokrates’den ilham aldı ama yine de felsefi bilgilerin hangilerinin Sokrates’ten geldiğini hangilerinin Platon’a ait olduğunu çözmek mümkün değildir. Sokratik sorunu daha da karmaşıklaştıran, Platon gibi eski yazarların biyografi, drama, tarih ve kurgu arasında ayrım yapmamasıdır. " Link: dusunbil.com/esrarengiz-soka...
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bilinmeyen Yönleriyle Filozofların Çılgın ve Eksantrik Hayat Öyküleri
10/10
·535 syf.··
Beğendi
·
2020 30. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2020 19:56
Üniversitede her dönem zorunlu felsefe derslerimiz vardı zaten ilgim de olduğu için keyifle geçerdi dersler ama bu kitabı bilmiyor olmak beni gerçekten üzdü ve kesinlikle büyük bir eksiklik hissettim. Yıllar sonra bu açığı kapatmış olmak bir nebze rahatlatıyor. Kitap Tayfun ‘un paylaşımlarından dikkatimi çekti -adam kitabı olduğu gibi yazmaya başlayınca-, baktım çok güzel alıntılar paylaşıyor, sonrasında işleri kendisini taciz etme boyutuna kadar getirerek kitabı kendime aldırmayı başardım. Karşılığında gül gibi Huzursuzluğun Kitabı’nı da verdim ama olsun:) Kitapla ilgili söylemek konuşmak istediğim çok şey var, resmen bir ayımı keyifle, bir dolu bilgiyle, sanatla geçirmeme neden oldu, bu anlamda çok mutluyum. Tayfun ‘un kitaba dair yazdığı inceleme yarı akademik ve daha düzenli olduğu için aradaki dedikodu ve enstantaneleri yazmayı kendime daha uygun buldum, bu hem kendime not hem de okuma yaparken beslenecek kaynakları da görmek için güzel bir fırsat diye düşündüm. Kitap içinde bazı alıntılar yapmak da istedim ama yine Tayfun bütün kitabı yazdığı için onun alıntılarını kullanacağım, kendimce adamdan habersiz grup çalışması yaptım. Esinlerimle… Oldum olası büyük insanların “büyük olma” hikayeleri beni çok etkiler, hayatlarına dair özel bilgileri bilmek hem ortamlarda bilge cakası satmama hem de okuduğum, izlediğim gördüğüm ne varsa onu daha da benimsememe sebep oluyor. Şimdi sevgili Laertios’un bu kitabı “felsefesever bir hanıma” –yani bana- yazarak kendimi dahil edip daldım olaya. :) Kitap o kadar keyifli ki, bu felsefe kitabından asla sıkılmaz insan –cahiller hariç-. Ayrıca MÖ yaşamış insanların spoilerı olmaz, felsefe severler bu kitapla ilgili yazımı okuyup daha keyfine varmak isterse kitabı alır, gözünde büyütenler yine yazımı okuyup
Ünlü Filozofların Yaşamları ve ÖğretileriDiogenes Laertios · Yapı Kredi Yayınları · 2025378 okunma
Laptus
Öncelikle emeğine sağlık. Ben felsefe tarihine yönelik doğrudan, daha rafine bilgileri edinmeyi tercih eden bir okuyucu olsam çok keyifle okuduğum bir yazı oldu. Çağımızdan çok öncesine refere eden hemen hemen bütün olaylara çok temkinli yaklaşıyorum. Bu da tarih yazımı ile ilgili okumalarım sonrasında şekillendi. Tarih, günümüze çok az şeyi doğru ve yansız bir şekilde getirmiş çünkü. Felsefe tarihi de bundan nasibini almış. Biliyoruz dediğimiz şeylerin bir çoğu yanlış, doğru olsa bile yanlış kişilere mâl edilmiş. Gün sonunda geriye kalan bilgileri ayıklamak imkansıza yakın bir çaba olduğu için tüm bu olayları mizahi bir üslupla yazmak, ortalama birini bile felsefe dünyasına davet etmek için çok ideal bir yol. Kitabı okumadım lakin senin yazımın bile bunu fazlasıyla sağlıyor. Eline, emeğine sağlık. Bana kahve borcun olduğu gibi bu kitabı da borçlusun. Genel olarak borçlusun. Ha unutmadan, inceleme gibi inceleme. Referans noktaların derlemesi, karikatürlerle güldürü seviyesini arşa çıkarman vs vs. Çok beğendim, hep yaz. Öpüyorum bays

Olcay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·132 syf.·
5 günde okudu
·
2020 3. kitabı
Kjersti Skomsvold
7.2/10 · 2.310 okunma
Laptus
Merhaba, çok güzel kitaplar okuyorsunuz
Freud’a göre;
1. Kadın eksik bir erkekti. Hakikat olan penisti ve bu nedenle kadınlar kendilerini iğdiş edilmiş hissediyorlardı. 2. Eşcinseller de eksikti kendi gibi olanların dışındakilere yönelmemeyi narsizm olarak niteleyen Freud, homofobikti. 3. Kendisi de bir Yahudi olan Freud, Yahudi düşmanıydı. Yahudi toplumunun kendilerinden fazla emin olduğunu düşünen Freud’a göre onlar yola getirilmeliydi. 4. Freud’un Einstein ile mektuplaşmalarından oluşan ‘Niçin Savaş?’ kitabında Freud, barış yanlısı Einstein’i bu nedenle ‘aptal’ olarak nitelemiş, Mussolini için de övgü dolu bir mektup kaleme alır. 5. Freud savaşı ‘kitleleri yola getirmek için en iyi araç’ olarak görür. 6. Freud, 1934 yılında 2 bin işçiyi katleden Şansölye Dolfuss’u da aynı cüretle savunur. 7. Freud Naziler için ‘Göring Enstitüsü’nde çalışmıştır. 8. Bilinçdışı ve rüyaların anlamlandırılması Freud’un buluşları değildir. İlgilenenlere Frank Sulloway’u paslıyoruz. 9. Freud’un okuduğu ancak referans vermediği onlarca yazar var. Bunun için bir kavram bile geliştirmiştir. Kriptomnezi (farkında olmadan fikir çalma) yani Freud, nereden öğrendiğini hatırlamadığı her bilgiyi kendi buluşu saymıştır. Neyse ki basılı kaynaklar bize kimin yalancı olduğunu gösteriyor. 10. Freud çocukluk anılarından yola çıkarak ‘annemi çıplak olarak görmekten kendimi alıkoyamıyorum’ düşüncesinden ‘Tüm küçük erkekler annelerini arzular, babalarını yok etmek ister’ gibi hiçbir dayanağı olmayan tümevarımlara ulaşır. Bunu temellendirdiği tek nokta ise kendi bilinçdışını inceliyor oluşudur. Tüm bunlar kişisel fantazya ve arzudan ibarettir. Tüm bunlar otobiyografidir. “Freud’a dair yıllarca öğretilenlerden sonra gerçekle karşılaştığımda ‘hayır’ demek yerine ‘haksızmışım’ demeyi tercih ettim. #MichelOnfray #freud #sigmundfreud
1000Kitap
Hasan Suphi isimli okura yanıt verildi
Laptus
Merhaba, yorumun için teşekkür ederim Provokatif bir sorgulamanın yerleşmiş yanılgılar üzerine daha rahat konuşulabilmesini sağlayacağını düşünüyorum. Onfray bunu kastetmese de ben Felsefe ve Psikoloji dünyasından ziyade toplumda ve birçok akademik çevrede kesinlikle böyle bir eğilim olduğunu düşünüyorum. Benim gözlemim Freud’un henüz sadece bir kitabını okumuş birinde bile bunun böyle ilerlemesi. 1. “Freud'un sıkıntısı bunu evrensel bir veri olarak kabul etmesinde yatabilir.” demişsin. Son derece sübjektif olan bir deneyimi bu denli ‘kerameti kendinden menkul’ bir şekilde evrensel veri kabul etmek büyük bir hatadır. Onfray sadece bu konuda değil Freud’un Kopernik ve Darwin’le birlikte kendisini dünyada devrimsel nitelik yaratmış üç kişi arasına koymasını da eleştiriyor. Freud aynı şekilde 1918’de Sergei Pankejeff’i iyileştirdiğini de ilan ediyor ancak Pankejeff’in kendisi dinmeyen acılarının hala devam ettiğini herhangi bir iyileşmenin söz konusu olmadığına dair röportaj veriyor. Onfray, psikanalizin o kişinin öz yaşam öyküsünden kaynaklandığını dolayısıyla sadece onu anlamak üzere faaliyet gösterdiğini söylüyor. Ona göre bu nedenle psikanaliz bilim olarak kabul edilemez. Burada kullandığı Edebi Psikoloji tanımı Erich Fromm’a ait. “Viktorya dönemindeki kadınların penis hasedinin olması ya da eşcinsellerin kendilerini konumlandırma biçimleri Freud'un suçu değildir.” Dönemin kadınlarının ve eşcinsellerinin hissettiği ‘eksikliklerin, konumlarının ve hasetlerinin’ manifestosunu yazmakla Freud’u görevlendirmişler gibi net bir genelleme yapmışsın. Erkekliğin hegemonik çağı diyebileceğimiz Viktorya Çağı; erkeklerin tüm hayatın kontrol mekanizmasını, elinde bulundurduğu güçle şekillendirdiği bir dönemdir. Toplumsal hayat da buna bağlı olarak kadının erkeğe bağımlı olmasına yönelik düzenlenmiştir. Kadınların sırf yayınlayabilmek ve okunabilmek için erkek adlarıyla kitap çıkarmak zorunda olduğu bir dönemden bahsediyoruz. (Dönemin Currer ve Ellis Bell’i aslında Charlotte ve Emily Bronte idi mesela ya da aşağıda örnek verdiğin Virginia Woolf da ilk kitabı olan Dışa Yolculuk’tan, kült kitaplarından biri Kendine Ait Bir Oda’ya kadar ‘kadınların cahil bırakılmasını ve kadınların cinsiyetleri nedeniyle eksik veya geri oldukları düşüncesini defalarca eleştirir.) Bu genelleme son derece yanlış çünkü salt cinsiyetleri nedeniyle yok sayılan Orta ve İşçi sınıfına mensup onlarca kadını ve onların mücadelesini görmezden geliyor. 2. Onfray’ın değindiği nokta Nazilerin psikanalistlerin tehcir edilmesinin sebebinin psikanalist oldukları için değil Yahudi oldukları gerçeğiyle ilgili olduğu yönünde zaten. O dönemde psikanalize yalnızca Yahudilerin önem vermesi doğru olsa da Freud’un psikanalizin sadece Yahudi bilimi olarak görülmesi ve önemsenmemesi karşısındaki kaygısı ortadadır. 3. Bu konuda haklısın. Zira Nazi istilası nedeniyle yaşadığı yerden kaçmak zorunda kalan bir Yahudi’den bahsediyorsak eğer, onun da gün sonunda bir kurban olduğunu kabul etmemiz gerekir. Kendi toplumuna dair eleştiri getirmesi gayet normal. Kitlelerin savaş yoluyla dize getirilmesi gerektiğime inanmasam da. Ben bu tip tartışmaların kitleleri bildiklerinin sağlamasını yapması konusunda faydalı buluyorum. Onfray’ın söylediğin gibi bütün sözleri ya yanlış ya da çarpıtma mıdır? Freud’un başarılarının üzerine gölge düşürülemeyecek kadar büyük olduğunu kabul ediyorum. Düşünce ve bilginin de kümülatif olmasına kimsenin itirazı zaten yoktur. Bu nedenle Onfray’ın Freud’a yönelik olarak yaptığı belli başlı kavramları Felsefe de dahil olmak üzere bir çok disiplinden almasına rağmen kaynaklarını dillendirmiyor oluşu kabul edilebilir bir eleştiri argümanıdır. Örneğin bilinçaltını doğrudan Freud’un keşfettiğine dair yaygın kanıya karşın aslında bu düşüncelerin başta Schopenhauer ve Nietzche olmak üzere birçok felsefi ve bilimsel okuması sonrasında formüle ettiğini ifade ediyor. Freud’ın Libidosu’nun, Spinoza’nın Conatus’u ile hemen hemen aynı olması pek çok uzmanın da birleştiği bir konu. Ancak hiçbir yerde bir atıf yok. Bir Spinozistin bunu Freud’a açıkça sorduğu ve Freud da bunu kabul ederek o zihinsel iklimden etkilendiğini kabul ettiğine dair metinler var ki burada sorun ‘etkilenmesi’ değil atıf vermemesindir. Onfray’a göre bu apaçık intihal’dir. Velhasıl bu konular kısa kesilmeyecek denli önemli. Onfray’a fikirleri nedeniyle bir yakınlık duymasam da Freud’u kendisine ait bir terimi dövme olarak taşıyacak kadar uzun zamandır okumaya gayret ediyorum. :) Buradaki esas önem Freud ve Onfray kadar figürlerin ilahlaştırılarak sunulması meselesidir.
“Hayat o kadar berbat olamaz,” diye düşünürüm bazan. “Ne de olsa, sonunda insan Boğaz’da bir yürüyüşe çıkabilir.”
Sayfa 65
Laptus
Onu da artık yapamadığımıza göre hayat, sahiden de oldukça berbatlaşabiliyor... :)