Amin maalouf’u ilk olarak Doğu’nun Limanlarında tanımıştım . Doğunun mistik havası , kadim dinlerden esintiler ve tarihten günümüze açılan kaplılar … sanırım Amin maalofu okurken bunlara sıklıkla rastlıyoruz. Semerkant kitabı iki bölüm olacak şekilde düzenlenmiş . İlk bölümde Ömer Hayyam , nizamülmülk ve hassan sabah üçlüsü etrafında cereyan eden bir İran tarihi varken ikinci bölümde daha çok günümüze yakın İran tarihi ve siyaseti ön plana çıkıyor . Açıkçası özellikle ilk bölümü okurken çok keyif aldım belki daha öncesinde okuduğum Alamut kalesi adlı kitabın sağladığı alt zeminle . İkinci bölümde İran’ın yakın dönem tarihini çok fazla bilmemenin verdiği bir kafa karışıklığı ile okudum ama orda da Benjamin ve Şirin’in hikayesi , Titanic’le bağlantısı beni bölüm boyunca tuttu diyebilirim. Kitabıokurken bazen karekterler kızacak, sevecek ve şaşıracaksınız ve en çok da empati kuracaksınız. O kararı vermezdim ama cihan bu kararı veriyor ve Cihan’ın dünyasında bu çok olağan . Ya da şirin ‘in neden sırra kadem bastığını Rubailere verdiği değerden ötürü anlayabileceksiniz.