İdris Âmil Hazretleri’nin elinde 40.000 liraya yakın para birikmişti. Senedi alabilirdi. Ama, mesele asıl şimdi başlıyordu! Evden kaçıp kötü yola düşen ve üstüne gül koklatmaya hiç de niyeti olmaz görünen zevcesi Remziye’ye boşanma davası açmak için, canına susamış bir avukat bulmalıydı. böyle bir avukat elbette yoktu. Ama canından bezmiş bir hukukçu vardı: İşte bu 98 yaşındaki avukat, Cağaloğlu'ndaki bürosunda 70 küsur senedir dilekçe yazıyor, dava takip ediyordu. Yaşına bakılırsa bilgeydi. Çünkü düşünmeden konuşmazdı. Gel gör ki, düşünmesi fazlaca zaman alırdı. Ama hafızası mükemmeldi. Tâ altmış sene evvelki kanunları ve içtihâtları ezbere bilir, hattâ geceleri uykusunda bunları sayıkladığı bile olurdu. Fakat bilgeliğinden olsa gerek, Resmî Gazete’yi 20 senedir takip etmiyordu! Duruşmalarda genç hâkimlerden saygı görür, lâkin, orta yaşlı olanlarca bazen, “Efendi! Efendi! Artık padişah falan yok! Saltanat kaldırıldı! Rejim değişti! Dilekçeni doğru yaz!” gibi; yahut, “Avukat bey, tanzimat fermânı'nı esas alamazsınız!” veya, “Fatih kanunnâmesi’nin bu mahkemede geçerli olmadığını bilmeniz gerekir!” sözleriyle azarlanırdı. Avukat bunları işitince uzunca bir süre susardı. Susmasının nedeni, kulağından beyninin muhâkeme mahalline sinyaller gönderen sinirin, herhalde kireçlenme neticesinde, elektriğe mukavemet göstermesi olsa gerekti. İdris Âmil Hazretleri elinde vekâletname ile derhal, işte bu ihtiyar avukatın bürosuna gitmişti. Adama derdini anlatıyor, ama sözü bittiğinde, avukatın konuşmaya başlaması 15 dakika kadar zaman alıyordu. Anlaşılan o ki, müvekkilinin lâfı adamın bir kulağından girip diğerinden kolay kolay çıkmıyor, dimağındaki sinir uzantıları boyunca uzanan yolları ağır âheste kat ederek başka malûmatlarla epey zaman alan bir reaksiyona giriyor, ancak ihtiyar