Masumiyet Müzesi, köklü ve varlıklı bir çevreden gelen Kemal’in, kendi hâlindeki akrabası Füsun’a duyduğu o bitmek bilmeyen, sarsıcı aşkı merkeze alırken; arka planda 70’li yılların İstanbul’unu tüm toplumsal dokusuyla resmediyor. Roman, sadece bu hüzünlü kavuşamama hikayesini anlatmakla kalmıyor; bir dönemin Türkiye’sindeki kültürel dönüşümü ve bu değişimin insanların iç dünyasında yarattığı çalkantıları da bir ayna gibi yansıtıyor. Üstelik Orhan Pamuk, bu anlatıyı zenginleştirirken Türk sinemasının o dönemki izlerini ve Yeşilçam esintilerini de ustaca metnin içine yediriyor.
Kalpten gelen dürtülerle yapılmış ve iyi kurulmuş şiirsel müzelerde, sevdiğimiz eski eşyalarla karşılaştığımız için değil, Zaman kaybolduğu için teselli oluruz.