Aldatıcı Öpücük
“...En zayıf temsil edecek gücü. / Özgürlüğü esaretten kurtulan taşıyacak.”
“Kandırma kendini, ***. Kendine ait bir tane bile hayatın yok. Sen bir katilsin. Başkalarının ızdırabıyla beslenip sana ait olmayan hayatları çalıyorsun.”
Morrighan Hanesi’nin İlk Kız Çocuğu olan Prenses Lia, daha önce hiç görmediği Dalbreck Prensi ile evlenip iki krallık arasında bir piyon olmak yerine, seçimlerinde özgür olabileceği kendine ait bir hayatı tercih eder. Düğün gününde Pauline ile bir liman kasabasına kaçar. Lia bir süre burda sakince yaşar ve 2 kişiyle tanışır. Kaden ve Rafe. Bunlardan biri katil, biri prenstir.
Herkese merhabaa Henüz son kitabı çevrilmemiş ve uzuun zaman da çevrilmeyecek gibi duran bir seriye başlamak ne kadar akıllıca bilemesem de dayanamadım ve arkadaşımı da bu batağa sürükleyerek Remnant Serisi’nin ilk kitabı olan Aldatıcı Öpücükle seriye giriş yaptım.
Öncelikle kitapta kimin katil kimin prens olduğunu yazarın ufak ipuçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Kitaptaki belirsizlik, sürekli ipucu yakalamaya çalışma olayı beni çıldırtsa da bu çıldırma güzeldi açıkcası. Kitabı başlarda pek sevememiştim çünkü Lia liman kasabasına gittikten sonra uzuuunca bir süre hiçbir şey olmadı. Yani olan tek şey uyumak, uyanmak, bakışmak, yemek yemek, azıcık flörtleşmek ve tekrar uyumaktı. Bu beni aşırı derecede darlamıştı başlarda ama sonra..... Kitap katilin kim olduğunun anlaşılması ile sinir krizleri eşliğinde devam ediyor. Katilin kim olduğunu tahmin etseniz bile sinirlenmenize engel olamıyorsunuz (Arada bir katile üzülsem de ona hala gıcığım). Ayrıca Lia’nın o güçlü duruşu beni gerçekten bitirdi. Sadece bir yerde yaptığına hiç anlam veremeyip “Kızım n’apıyosun ya???” diye çıkışsam da genel olarak Lia’yı çok sevdim.
Kitap yer yer kalbimi pamuk gibi yapıp, yer
Aldatıcı ÖpücükMary E. Pearson · Nemesis Kitap · 2017154 okunma
Merhaaaaba Ruhlar Üçlemesine, en önemlisi de Matthew'a veda ettiğim için bir miktar kalbim kırık O kadar alışmıştım ki onlara, kitap bittikten sonra durup bi 5 10 dakika etkisinden çıkmaya çalıştım. Kitabın konusuna çok spoiler vermemek için girmek istemiyorum. Daha çok karakterler üzerinden yorum yapmak istiyorum.
Öncelikle Matthew'un Diana'ya olan aşkı cidden insana işliyor. Açıkcası bana baya işledi ♡ Matthew bu kitapta daha ılımlı, sakin ve kararlıydı açıkcası.
Gelelim Diana'ya... İlk kitapta bu kadar kaprisli olup son kitapta bu kadar güçlenmesi okurken insanı mutlu ediyor cidden. Başlarda Diana'ya pek ısınamasam da zaman geçtikçe artık o kaprisli ve dikbaşlı duruşu yerini güce ve kontrole bıraktı. Bu yüzden de okuması baya keyifliydi.
Son olarak Gallowglass'dan bahsetmek istiyorum. Acın acımdır... Kitabın sonlarına doğru kalbimi biraz kırdı ama o kadar naif biri kiiii..
Bu serinin diğer kitaplarında yazarın dilinden bahsetmiştim. Çok çok zengin bir dili var evet ama bazı yerlerde yaptığı betimlemeler, olay yerini uzuuuun uzun anlatması okurken beni epey yordu. Onun dışında sonunda 'Yaratık Türlerini' bağladığı kısım bana biraz keşke böyle yapmasaydın dedirtti. Bunların dışındaki herrrrr şeye bayıldım. İkinci kitabı her ne kadar başlarda beni okurken çok yorsa da bu kitap daha aksiyonlu olduğu için keyifle okudum. Sonuç olarak Ruhlar Üçlemesi serisini beğendim, okuyun