Kaç yıldır seriyi bitirmek için kendimi hazır hissetmiyordum. Bugün bitti.
Henüz günlükleri elime almaya cesaretim yok, ama Yirmi7 ile birlikte, "Son kalan umudum, sokak lambası." derken geçiyor film şeridi gibi satırlar. Okuduğum her bir satır, her bir kahkaha, her bir göz yaşı.
Bu tavsiye edilecek bir kitap değil, önerilecek bir kitap değil. Bu normal bir kitap değil. Bu hislerin kitabı.
Siz bir hissi tavsiye edebilir misiniz? Bak sana mutlu olmanı tavsiye ediyorum diyebilir misiniz? Bir insan son hissiyle savaşırken dönüp size, "ah tamam mutlu olacağım." diyebilir mi?
Ben bu kitabın ilk iki serisini iki kez okudum. Tekrar yaşamak, tekrar görmek, tekrar hissetmek için.
Bu yıl üçüncü serisini okudum.
Bugün dördüncü, son kitabını bitirdim.
Sanki 4 seri değildi, 7 kitap gibiydi. 7 Farklı yaşam, 7 farklı hissiyat.
Hissetmeyi seviyorsanız, okuyun. Anlamayı biliyorsanız, okuyun. Kalbinizin kırılması sizi düşürmek yerine güçlendiriyorsa, okuyun. En çok da günlük yazmayı seven biri olarak söylüyorum bunu, yaşatmayı seviyorsanız, okuyun. En çok da fotoğraf makinemi elimden düşürmeyi sevmeyen biri olarak söylüyorum bunu, yaşatmayı seviyorsanız, okuyun. En çok da gökyüzün de ay'ı gördüğüm de insanların elinin ulaşmadığı her yerin güzelliğine inanan biri olarak söylüyorum bunu, Yankı ve Helin'in güneşlerinin doğuşuna şahit olmak için, okuyun. Ekim ayı bitmeden elime aldım, Ekim ayı biterken veda ettim. Ekim, başka Ekimdi. Yağmur yağıyordu ben kitaba başladığımda. Şimdi yağmur durdu. Yağmur Ekim'de güzeldi. En sevdiğim aylardan biriydi, daha da güzelleşti.
Benim gibiyseniz, onlar gibiyseniz, Sokak Nöbetçileri gibiyseniz, okuyun.
Ve her zaman okuyun, isterseniz Dostoyevski, isterseniz Zweig, isterseniz Natsume Soseki...
Bilerek ve hissederek.