Her şey var anne. Uykum var, ağrım var, sızım var, kalbim var, hayal kırıklığım, özlemim var, ağlayasım var, açıp camları bağırasım var, üstümü başımı paralayasım, duvarları
yumruklayasım, önüme gelene tekme tokat girişesim var ama Muazzez yok anne.
Nurhan kapıdan her girdiğinde avuçlarımın içi terliyordu.
“Etamin kumaşı alacaktım İsmet Abi” diyordu o.
Kumaşı kesiyorum ama aynı cümleyi “Etamin kumaşı alacaktım İsmet” diye kursa kendimi keserdim, öyle bir haldeydim.
“Mezura var mıydı İsmet Abi?” diyordu. Sen bana bir kere İsmet desen o mezurayla kendimi asarım Nurhan, diyemiyordum.
Çok çalışıyorum dedim Rıza’ya, sabahtan akşama kadar belediyenin yükü bende. İşten, güçten, koşturmaktan evlenemedim. Şimdi dedim evlilik sırası değil zaten, devletimizin çalışan insana mı ihtiyacı var, sevişen insana mı, dedim.
Bu soruya dudağını büküp kafa sallayarak, çok haklısın müdürüm diyerek cevap verdi Rıza.
Büyüyünce ne olacaksın sorusuna hep memur diye cevap verirdim, gülerlerdi. Babam esnaftı, serbest meslek erbabıyız derdi. Ulan nesi serbest, ak sabahta çıkıyorsun evden, hava kararınca geliyorsun, serbestliğin buysa esaretin ne?