Bazı kitaplar vardır ya, hani bittiğinde hikayeleri değil hisleri kalır insanın içinde. Benim için Deli Tarla tam olarak böyle bir kitaptı.
İşim gereği oldukça yoğunum. Bu yüzden kitabı kısa sürede bitiremedim, okumam beklediğimden daha uzun sürdü Ama dönüp baktığımda bunun aslında güzel bir tarafı da olmuş. Her fırsat bulduğumda birkaç sayfa okuyup yeniden o dünyanın içine girmek, hikayelerin etkisini daha uzun süre hissetmemi sağladı ve bu durum hoşuma da gitti aslında (her kitabı da hemen bitirmeyelim yani )
Şermin Yaşar'ın kaleminde en sevdiğim şey de, hayatın içinden sıradan görünen insanların hikayelerini alıp onları unutulmaz hale getirebilmesi sanırım. Bu kitapta da kimi zaman güldüm, kimi zaman hüzünlendim ama en çok da satırların arasında kendimden parçalar buldum. Çünkü anlatılanlar çok uzak hayatlar değil.. Hepimizin bir yerden tanıdığı insanlar, yaşadığı duygular, sustuğu kırgınlıklar...
Öyküleri çok hoşuma gitti yaaa Birçoğunda insan, kendini bir aynanın karşısına geçmiş gibi hissediyor. Bazen bir cümlede, e bu beeen dediğim çok oldu. Belki de kitabı bu kadar sevmemin nedeni buydu. Şermin Yaşar, okurla arasına mesafe koymadan yazıyor. Sanki karşınızda oturmuş, size bir hikaye anlatıyor ve o hikayenin bir yerinde siz de kendinizi buluveriyorsunuz
Kitabın dili son derece akıcı. Sayfalar ilerledikçe bir sonraki öyküye geçmeden durmak istemedim. Üstelik hikayeler yalnızca güldürmek ya da duygulandırmak için yazılmış gibi de durmuyor. Her birinin sonunda insanın zihnine bıraktığı küçük bir iz, düşündürdüğü bir detay kalıyor mutlaka. Gülümserken bile içinizde hafif bir sızı bırakabilen öyküler bunlar.
Özellikle kitabın genelinde hissedilen o bizden olma duygusunu çok sevdim. Mahalleler,
Her şey var anne. Uykum var, ağrım var, sızım var, kalbim var, hayal kırıklığım, özlemim var, ağlayasım var, açıp camları bağırasım var, üstümü başımı paralayasım, duvarları
yumruklayasım, önüme gelene tekme tokat girişesim var ama Muazzez yok anne.
Nurhan kapıdan her girdiğinde avuçlarımın içi terliyordu.
“Etamin kumaşı alacaktım İsmet Abi” diyordu o.
Kumaşı kesiyorum ama aynı cümleyi “Etamin kumaşı alacaktım İsmet” diye kursa kendimi keserdim, öyle bir haldeydim.
“Mezura var mıydı İsmet Abi?” diyordu. Sen bana bir kere İsmet desen o mezurayla kendimi asarım Nurhan, diyemiyordum.