İlk gün erkekler ve kadınlar sırayla içeri girip, diğer adaylara ve izleyicilere kendilerini tanıttılar. Erkekler tıpkı geçen sene gittiğim iş görüşmesindekiler gibiydiler. Neredeyse tamamına yakını vücut geliştirme ile uğraşıyordu ve dolayısıyla kıyafetlerinin hepsi vücutlarına yapışıyordu. Birkaç tanesi doğrudan ajanstan geliyordu. Ben hariç hepsinde dövme ve küpe bulunuyordu. Kaşları alınmış olanlar, sakallarını cetvelle çizilmiş gibi kestirenler ve dar paçalı pantolon giyenler evin içinde çılgınlar gibi dolaşmaktaydı. Ortalık protein tozu ve George Hogg marka ayakkabı kokuyordu.
Yarışmadaki kadınlarınsa kimi modacı olmak istiyordu; kimi evlenip evinin kadını… Kimi hayatının aşkını arıyordu; kimi belasını… Arayanlar, aradıklarını bulabilecekler miydi bilemem, ama meşhur olacaklarından emindim. Kazanacakları şöhret, eninde sonunda evin bir odasına bırakılan balon gibi sönüp gidecekti. Şu anda sosyal medya aşırı ilgiden yıkılıyordu. Bütün gün bu yarışmaları takip eden ve âdeta bu yarışmalar için yaşayan, o büyük kitlenin varlığını, seyirci olarak katıldığım programlardan hatırlıyordum.
On gelin adayından dört tanesini beğenmiştim. Özellikle iki tanesi efsaneydi. Bir tanesi benimle hiç ilgilenmiyordu. Ötekisi(ismi Damla olan) yaptığım esprilere gülüyor ve bahçede bana yakın oturmaya çalışıyordu. Ben de ona talip olmaya karar verdim.
Ne yazık ki Ozan da aynı kararı verdi.