Yüreğindekini açığa vuramamanın ayıp olduğunu biliyordu.Gözyaşları,tatlı sözler,kararsız el işaretleri ve halkça içtenlik belirtisi sayılan hareketler,ona insanın yakışıksız çirkinlikleri gibi görünüyordu.Bu kadar çok sevişen biz,tatlı bir söz söylememiştik;canavarlar gibi oynuyor,birbirimizi tırmalıyorduk.O ince,alaycı ve uygardı,bense vahşi.O kendini denetlemeye alışkındı,ruhunun bütün belirtilerini,gülümseyişinin altında kolaylıkla gizleyebiliyordu;bense haşin,yersiz,uygarlıktan kopmuş bir gülüş salıveriyordum.
Önce kızmıştım.Milyonlarca insan,can ve kemiklerine güç verecek bir parça ekmekleri olmadığı için kıvranıp dize gelirken,bize çekilen bir telgraf,güzel bir yeşil taşı görelim diye,bin millik bir uzaklığı aşmamızı istiyordu!Güzelliğe lanet olsun,dedim,çünkü güzellikler kalpsizdir ve insanın acısıyla ilgilenmez.
Yer yer bizim siperlerimizin kenarlarına kadar inen akçakavakların yaprakları yüzüme sürtünüyordu;akçakavakların yetiştiği bir dünyada hayatta olmak ne güzel şey,diye düşündüm.