“O zaman ben de sana sorayım. Neden sana olmasın? Ya da kime olmalıydı? Sen haketmemiştim, ama başkaları mı haketmişti? Daha aptal olanlar mesela? Kendine karşı takındığın bu acımasız tavrın altında sinsi de bir kibirli gizli, görüyor musun?”
——-SPOİLER İÇERİR——-
Kitap Feribe adındaki karakterimizin aşk acısını unutmak istemesiyle başlıyor. Kitaba başladığınızda sanırım unutmak üzerine bilimsel derslerin yer alacağı sade bir roman olduğu düşüncesine kapılsanızda, ilerledikçe çok farklı boyutlara gidiyor.
Feribe evli ve kocasını aldatmış bir kadın. Bir yandan bunun suçluluk duygusunu yaşarken bir yandan da sevdiği aşık olduğu adam tarafından ayrılmak zorundayız gibi bir takım sebeplerle terk ediliyor ve bunun acısını çekiyor. Hem de nasıl acı çekmek. Nermin Yıldırım’ın diğer kitaplarında da gözlemlediğim gibi acıyı tarif etme biçimi ve gündelik hayattaki basit imgelerle tasvir yapması benim çok sevdiğim bir yön. Bu kitapta da Feribe’nin yaşadığı aşk acısını oldukça derinden hissediyorsunuz.
Ben bir yandan aldatan bir kadın olarak tasvip etmediğim bu davranışın romanda nereye doğru yol alacağını merak ederken bir yandan da mazi imha merkezi diye tabir edilen merkezin gizemini merak ettim. Bu iki merak arasında kitapta yol almaya devam ederken Feribe’nin geçmiş acılarına ulaştım.
Feribe’nin yaşadığı suçluluk duygusunun aslında kocasına karşı değil annesine karşı olduğunu öğreniyorsunuz bir yerden sonra. Annesi aldatılan bir kadın olarak bunun acısını kaldıramayıp intihar etmiş ve buna Feribe şahit olmuştur. Bu yüzden babasının yaptığı hatayı genetik bir hata gibi üstünde taşıyıp kendisi de yaptığı için annesine karşı yoğun bir suçluluk duyuyor.
Bunların yanında çalıştığı bankadaki hırsızlık olayının üzerine kalması ve bu olayın talihsizliğinin bir şekilde istemediği bir işte ömür tüketmenin saçmalığını fark edip istifa etmesine kadar ilerleyeceğini ilk başlarda bilmiyor Feribe.
Yaşanan tüm bu olanlarda bazen eşi Vedat’ın saf olduğunu düşünüyorsunuz. Nasıl bunca olan biteni fark etmez diyorsunuz ki. Kitabın