Ah bu insanlar, benim felaketim olacaklar.
Gözlemlerime göre, henüz ruhsal değerleri yok.
İhtiyaçları olduğunda hatırlarlar Tanrı’yı, tam düşecekken, düşüyorken, tutunacak dal kalmadığında, aşağıya korkuyla bakarken..
Oysa Tanrı insanın içinde değil midir? Bazen arayan, bulamaz.. buna sözüm yok lâkin inanan biri nasıl en kötü gününde hatırlar? Her şey yolunda gitmiyorken, ölümünü hatırladıktan sonra, vicdan azabı çektikten sonra? Bunlar için midir sanki Tanrı.. ne yücedir o’nun varlığı oysa.
En yüce şekilde bize büyük seçimi anlatır, Tanrı’nın elleri her zaman sana senden daha yakındır, dokunmak yalnızca senin eylemlerinde, özel olan.
Ah ihtiyaçları için Tanrı’yı sevip, sayanlar..
Benim en mutlu günümde zihnimin kendisi Tanrı oluveriyor, kötü günlerimde sığındığım gemi, fırtına çıkınca batmıyor. İnanç okyanusun dipleri olduğunda, Tanrı insanın her köşesine dağılmış oluyor, sevgiyle yaşıyorsun, kusurları görmüyorsun evvela.
Tanrı’yla insan arasında çıkar olur mu hiç? İhtiyacın olmadığında kendini en üst sayıp, kötü gününde ona sığınmak..
Tanrı’yı en iyi şekilde anlayıp, hissetmek gerekir.
Duyulmayanı duymak, görülmeyeni görmek, herkesin hissedemediğini hissetmek aşktır. Aşk daima sessizdir, kutsaldır. Hep vardır bana göre Tanrı’ya ihtiyaç. O’nu sevdiğin için ihtiyacın vardır, ihtiyacın olduğu için düştüğünde sevmezsin. İçimizi sevgiyle sarmalayan o sevgi kaybolduğunda ne olur? İnsan ihtiyaçları doğrultusunda hissetmeye başlar Tanrı’yı, oysa o varlık insanın kendisini yaratan Tanrı değildir, insanın yarattığı Tanrı’dır. İnsanın kendisini iyi anlaması gerekir. İnsanın kendisini bulması gerekir, en güzel gününde de, içindeki kutsalı.