Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor,
“Ne diyorsunuz?” de; elbette,
“Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr” dediklerini işiteceksin.
Sonra, deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanâttan ve yavrulardan sor,
“Ne diyorsunuz?” de; elbette
“Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm” diyecekler.
Semâyı dinle; nasıl
“Yâ Celîl-i Zülcemâl” diyor.
Ve arza kulak ver; nasıl
“Yâ Cemîl-i Zülcelâl” diyor.
Ve hayvanlara dikkat et; nasıl
“Yâ Rahmân, yâ Rezzâk” diyorlar.
Bahardan sor; bak nasıl,
“Yâ Hannân, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Latîf, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin” gibi çok esmâyı işiteceksin.
Ve insan olan bir insandan sor;
bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı.
Sen de dikkat etsen, okuyabilirsin
Ey insan! Sen ne diyorsun?
Rabbinin hangi esmasını taşıyorsun üstünde?
Hangisi ile anılmak istiyorsun?