Mutluluk saydığımız şeylerin, sıradan isteklerimizin peşinde koşarken yaşam bize neler kaybettirmiyordu ki!..her insan neyse olduğu kadarıyla yetinmek zorundaydı.
Suat Derviş’in Çılgın Gibi romanını okurken, Celile’nin yalnızlığını ve içsel karanlığını çok yoğun hissettim. Onun toplumdan dışlanmışlığı ve kendiyle baş başa kaldığı anlar bana gotik edebiyatın kasvetli atmosferini çağrıştırdı. Özellikle Celile’nin yüzündeki “ıstırap ve azap” ifadesiyle karşılaştığımda, karakterin ruhsal çöküşünü ve içsel korkularını kendi içimde de yankı bulacak şekilde algıladım. Mekânların ve olayların kasvetli anlatımı, bende romanın gerçekliğinden çok, bir tür içsel labirentte kaybolmuşluk hissi uyandırdı. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Celile’nin aşkı uğruna her şeyi göze alması ve bunun sonucunda yaşadığı büyük pişmanlık ve yalnızlık oldu. Onun duygusal iniş çıkışlarını, melodramın tipik bir “kurban kadın” motifine dönüşmesini kendi duygularımda da izledim. Celile’nin toplumdan dışlanması ve mutsuzluğa sürüklenmesi, bende hem empati hem de eleştirel bir bakış geliştirdi. Romanı okurken, karakterlerin yaşadığı dramatik olayların ve duygusal patlamaların, melodramın temel öğeleriyle nasıl örüldüğünü açıkça gördüm. Çılgın Gibi’yi okurken, dönemin İstanbul’unda sınıf farklılıklarını, savaş zenginlerini ve kadınların toplumsal konumunu çok net bir şekilde gözlemledim. Celile’nin yaşadığı ahlaki ikilemleri ve toplumun ona dayattığı ikiyüzlü kuralları okudukça, Suat Derviş’in toplumsal gerçekçi bakış açısını daha da takdir ettim. Kadın karakterlerin ataerkil düzene başkaldırısı ve kendi arzularının peşinden gitme cesareti, bende romanın feminist ve eleştirel yönünü öne çıkardı. Kendi gözümden baktığımda, Çılgın Gibi’nin gotik atmosferiyle karakterin içsel karanlığını, melodramatik yapısıyla bireysel trajediyi ve toplumsal gerçekçi yaklaşımıyla dönemin sosyal çelişkilerini ustaca birleştirdiğini düşünüyorum. Romanı okurken hem Celile’nin ruhsal
Çılgın GibiSuat Derviş · Doğan Kitap · 2000651 okunma