Yazar Nazi kampından sağ kurtulmuş bi psikiyatr. Kendi acı deneyimlerinden yararlanarak kendi terapi yöntemlerini geliştirmiş. Tedavinin asıl amacı benim anlamlandırdığım kadarıyla acı kaçınılmaz ise acıda anlam bulmak. Kuaför saçını kısa kestiği için depresyona girenlere değil gerçek acıyı tadıp hayatın tadını kaybetmiş olanlara hitap ediyor.
Zamanın popüler psikolojik yaklaşımları mutluluk çığırtkanlığı yaparken mutlu olamayanları daha da derin umutsuzluğa itiyor. Sanki mutlu olmak ödevimiz, zorunluluğumuz,tek derdimizmiş gibi onu kovalayıp duruyoruz. Üstelik yakalayamazsak kendimizi daha da sorunlu addedip üstüne daha da mutsuz oluyoruz. Mutlak mutluluk diye birşey var mı? Bence mutluluk kişinin kendini ne kadar ahlaklı kılabildiğiyle ilgili; günün sonunda neye dönüştüğüyle…
İnsanların halledemediği ne yaparsa yapsın halledemeyeceği dertleri vardır. O zaman ne yapmak nasıl düşünmek gerek ki kişi akıl sağlığını ve çevresiyle ilişkilerini devam ettirebilsin? Doktorun eşi ölen ve derin bi keder içinde ona gelen adama dediği gibi “ya siz önce ölseydiniz çok sevdiğiniz eşiniz sizin çektiğiniz bu acıları yalnızlığı çekecekti. Siz onsuz kalma pahasına onu bu eziyetten kurtarmış oluyorsunuz “
Acıda, ızdırapta,kederde anlam aramak. Peki çektiklerine değecek mi? Bu soru delirtir kemirir zihnini insanın. Dehşetli zulümde bile iyi kalabilmek… Kurtulunca yoldan çıkmadan adalet terazisini şaşırmadan yaşayabilmek mümkün mü? Size acımayanların kaderini ellerinize bıraksalar naparsınız? Kendi sınırlarınızı,öfkenizi, benliğinizi tanıma fırsatınız oldu mu?
İnsanlar ikiye ayrılır ahlaklılar ve ahlaksızlar
Hayattan ne bekliyorum demek yerine bu hayat benden ne bekliyor diye sormak gerek diyor yazar. İki can alıcı nokta