Unutulmamalı ki hikmet, kazanca rām olanların değil, kaybetmeyi meslek edinenlerin Leylasıdır! (Aman Yarabbi)
Hikmet çağırılan, beklenilen değil, bilakis ayağına gidilendir; yanına çıkılandır!
Öte yandan aklına kolaylıkla gelen, bütün güzellin sınamalarından başarıyla çıkan ve anlatılmayacak ölçüde güçlü etkiler yapan sözcüklere ve cümleciklerle hayran kalıyordu. Bunların insanoğlunun bilinçli yaratıcılığının üstünde olduğunu görerek, önlerinde saygıyla eğiliyordu. Güzelliğin altında yatan ve güzelliği mümkün kılan ilkeleri aramak için güzelliği ne kadar kesip biçerse biçsin, kendisinin ve hiçbir insanın içine giremediği güzelliğin o gizemli yönünün her zaman farkındaydı. İnsanoğlunun hiçbir şeyi tam olarak bilemeyeceğini, güzelliğin gizeminin, yaşamın gizeminden hiçte az olmadığını hayır daha da fazla olduğunu, güzelliğin ve yaşamın iç içe girdiklerini, kendisinin de bu güneş, yıldız tozu ve harikalarla doku yapının bir parçası olduğunu öğrenmişti birinden...
Genellikle öneki dururken bizim araştırmacılarımız niçin Süleymaniye Kütüphanesi'nin tozlanmış sıralarında dirsek çürütsünler? Ehl-i nakarat olmak varken kim işi gücü bırakıp da Hacı Selim Ağa Kütüphanesi'nin çöp yığınlarını geçecek de Darendeli Mehmed Efendi'nin yazmalarını okumak külfetine katlanacak? Biraz Goldziher biraz Arnaldez ve biraz Sachau. Bari aslından yararlanılsa. Ne gezer! Aç Adıvar'ı ve Sayılı'yı derken alelacele Hilmi Ziya'yla, Niyazi Berkes'le karıştır/karşılaştır. Ve en nihayet o muhteşem sihirli sözcüğü söyle: genellikle.
Ne yazık ki bu işler genellikle böyle oluyor!