"Şikâyette bulunmak niyetinde değilim," dedi Cincinnatus, "Ama bir şey sormak istiyorum, şu sizin sözüm ona dünyanızı oluşturan sözüm ona nesnelerin sözüm ona düzeninde sözünüzü tutacağınızın güvencesi sayılabilecek tek bir şey var mı?"
Dinle! Yaşamım boyunca ciğerlerimi paralarcasına haykırarak koşmak istiyorum. Keşke tüm yaşam, zincirlerinden boşanmış bir uluma olsa. Kalabalığın gladyatörü selamlaması gibi.
Savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye, zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın, nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı, güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın. Şimdilik, ölümüne kadar hayattasın...
Ve kendi benliğimin derinliklerine çekildiğimde bütün dünya da öyle göründü bana: türdeş, uyumlu, armoni yasalarına bağlı.O anda sen, ben, karanfiller, hepimiz portre üzerinde dikey notalar oluverdik. Evrendeki her şeyin -ağaçların,suyun, senin- özdeş tanecikler arasında farklı farklı titreşim uygunlukları oluşturan bir etkileşimden ibaret olduğunun ayırdına vardım. Her şey bir, eşit ve kutsaldı.
Nasıl bir çevreden geldiğini mi merak ediyorsun?...
... yalnız politika eğitimi görmüş,ki bu bizim kitabımızda mankafalardan taş kafalar yaratmak olarak geçer.