Roman, 25 yıldır görmediği babasının bir gece yarısı kapıyı çalıp içeri girmesiyle başlıyor.
Ve böylece Diyarbakır'dan Kars'a kadar sürecek bir yolculuğun startı verilmiş oluyor.
Baba (Heves Ali) Oğul (Yusuf) arasındaki sorun hakkında net bir bilgi verilmese de bu yolculuk esnasında kısmen de olsa şunu öğreniyoruz :Baba, yıllar önce ailesini terk etmiş ve Anne başka biriyle evlenmiştir.
Babayı sadece çocukluk anılarında anımsayan Yusuf, babasına karşı içten içe bir acıma duygusu taşımaktadır. Çünkü babasının kısa süre sonra öleceğine dair raporlara ulaşmış bu sebepten babasını yalnız bırakmak istememektedir.
Kars'a olan yolculuk sırasında Yusuf hakkında kısmen bilgi ediniyoruz. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okurken Aylın adında bir kadını hiç sebep açıklamadan terk etmiştir. Bu durum terk etmenin genetik bir yapısının olduğunu düşündürttüğü gibi baba ve oğul arasındaki benzerlikleri de yansıtmaktadır....
İkisinin de hayatına çok kadın girdiğini ve birden çok kişiye göz kırpsalarda gönüllerin bir tek kişi de olduğunu öğreniyoruz.
Kitabın sonu başından belli olsa da hikayeyi en ilginç kılan şey 15 yıldır görmediği Aylın'a , Yusuf'un yazmış olduğu mektuplardır. Bunları mail üzerinden Aylın'a gönderme cesaretine bu yolculuk esnasında erişmiştir. Bu mektuplar kitaba müthiş bir edebi tat katmıştır. Kitap siradanlık ve düz anlatımdan sıyrılmıştır bu sayede.
Sonuç olarak Baba(Heves Ali) Aşıklar Bayramı'nda ulaşıyor ve Kars'ta yaşamını yitiriyor. Elinden eksik etmediği 3 telli sazını oglunun eline tutuşturup yeni bir kuşağa devrediyor mirası ve roman böylece sonlandırılıyor.
"İnsan öldüğü yaşta kalırmış. Yani kaç yaşında ölürse geride kalanlar seni hep o yaşta hatırlarmış. Zannedersem, insan birinden ayrılınca da aynı yaşta kalıyormuş."