Dünyada en mutlu olanlar günlerini çocuklar gibi geçirebilenler; oyuncak bebeklerini her yere yanlarında götüren, onların giysilerini çıkarıp giydiren, annelerinin tatlı ekmekleri sakladığı çekmecenin etrafında pür dikkat dolanıp Duran ve istediklerine nihayet kavuşunca ağızlarını tıka basa doldurup "biraz daha!" diyenler.
İyi eğitimli öğretmenlerin hepsi, çocukların neyi niçin istediğini bilmedikleri konusunda hemfikirdir; ama yetişkinlerde yeryüzünde çocuklar gibi sendeleyip duruyorlar aslında, onlar da nereden gelip nereye gittiklerini bilmiyorlar; sahici amaçlar için uğraşmıyor, havuç ve sopa yönetimiyle yönetiliyorlar: Ama kimse buna inanmak istemiyor, oysa bana göre bu gayet açık.
İnsanların içlerindeki sorgulayan ve faal olan kuvvetleri hapseden sınırlandırmalara baktığımda, tüm yapıp edilenlerin zavallı yaşamlarımızın süresini uzatmaktan başka amaç taşımaya ihtiyaçları karşılamaya yönelik olduğunu fark ediyorum; dahası bu sorgulamanın belli noktalarındaki her türlü rahatlama, hayali bir kabullenmeden ibaret, çünkü içinde tutsak olduğumuz duvarları, rengarenk şekiller ve ışıltılı manzaralarla süslemekten başka bir şey yapmıyoruz.