Düne geri dönemem, çünkü o zaman farklı bir insandım.
İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır.
Bugün düşündüğün şeye yarın dönüşürsün.
Yapayalnız bir ağaca yıldırım düştüğünde onu ya bir anda öldürür ya da tek bir yanını yaralar. İlkbaharda dallarda yeniden yapraklar yeşerecektir ve bu sonraki, daha da sonraki yıllarda devam edecektir ama bu arada gölge o yara aracılığıyla gövdenin içine sızmıştır ve usul usul çalışmaya başlamıştır: mantarlar, bakteriler ve kınkanatlı böcekler ağacı yerler. Kabuktaki minik bir yarık aslında muzaffer bir orduya kapıları açmıştır, bu ordunun yürüyüşüyle ölüm ilerler ve bir organizmanın efendisi olur.
Herkes mükemmellik onayı peşinde.
Böylesine takıntılı biçimde aranan mükemmellik ne kadar utanç verici! Eskinin çikolata kutularını anımsatıyor bana; kocaman bir kutu sunulur, içi dolu sanılır; aslında ağırlığından kuşkulanmış olman gerekir ve kapağı açtığında pek az sayıda çikolata olduğunu görürsün çünkü o gri plastik hepsini birbirinden ayırmaktadır. Bu yaldızlı plastik ambalaja teknik olarak ne ad verilir biliyor musun? Kandırmaca. İçinde aslında var olmayan bir şey olduğu konusunda kandırılırsın.
Günümüz dünyası da böyle değil mi? Mükemmelliği sunuyor ve hayatta ona ulaşmaktan başka bir amacın olmuyor, ama bu ne türden bir mükemmellik? Söz konusu olan onaylanmadır, her şeyin bir fiyatı vardır ve sen onu ödemeye hazır olmalısındır. Ne kadar pahalı olursa olsun ödemen gerekir çünkü kimliğin, başarın bu fiyatla onaylanmış olur. Sen alnında yazan fiyattan başka bir şey değilsindir.