Düne geri dönemem, çünkü o zaman farklı bir insandım.
İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır.
Bugün düşündüğün şeye yarın dönüşürsün.
Her şey önünde sonunda soluklaşır, kimi zaman yavaş yavaş ve bizim irademizle kimi zamansa beklenmedik bir biçimde ve bizim irademize karşı gelerek, bir yandan biz onların soluklaşmamasını, çehrelerin silinip yok olmamasını dilerken, olayların ve sarf edilen sözlerin belirsiz hale gelmemesini ve tıpkı bir romanda okuduğumuz ya da filmde seyrettiğimiz şeyler gibi şuncacık bir değere sahip
olmadan belleğimizde yüzer gezer hale gelmemesini istediğimiz halde gerçekleşir bu
"Evet, doğru, insan bilir, derinlerde gerçeği
bilir, nasıl bilmesin, nasıl göz ardı etsin bunu. Bir mekanizmayı harekete geçirdiğini ve ayrıca onu durdurabileceğini bilir, olup bitene kadar, birisi için hepimizin bel bağladığı o 'bundan ötesi'nin artık olmayacağı ana kadar hiçbir şey kaçınılmaz değildir.”
Garip bir çağda yaşıyoruz, diye
düşündüm. 'Herkesin her konuda konuşmasına ve cümle alemin her şeyi dinlemesine izin veriliyor, ne yapılmış olursa olsun ve sırf kendini savunması için de değil, adeta zalimliklerin anlatımı ilgi
çektiği için.' Ve düşüncelerime kendimi de şaşırtan bir şey daha ekledim, 'Bu bizim asli zayıflığımız. Ama ona muhalefet etmek benim elimde değil, çünkü ben de bu çağa aidim, basit bir piyondan ibaretim ben de.'
Belki de bekleyiş bile bana yasaklı olurdu, umut değil bekleyiş de, biçare sefilin son sığınağı olan bekleyiş; hastaların, tükenmişlerin,mahkumların ve ölüm döşeğindekilerin, önce akşamın gelmesini
ve sonra günün doğmasını ve tekrar akşamın olmasını bekleyenlerin,
sıranın neye geldiğini bilmek için, kalkmak mı uyumak mı gerektiğini bilmek için sadece ışığın değişmesini bekleyenlerin son sığınağı bekleyiş bile yasaklı olurdu bana. Hayvanlar bile bekler. Yeryüzündeki tüm varlıkların sığınağıdır bu, ben hariç…"