Elvan Aksan

Elvan Aksan
@Lilibeth1
Puan vermedi·330 syf.··
2021 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2021 16:38
Okurken kendime hep sorduğum soru acaba gerçek mi sorusuydu. Çünkü yazarımız ve aynı zamanda anlatıcımızın anlattıklarına birden kurgu karışıyor ve siz de acaba gerçek mi değil mi ikilemi yaşıyorsunuz. Yazarımızın bir kez anlattıklarının kendi kafasında kurması sonucu oluştuğunu söylemesi sizi hep acaba mı sorusuyla yalnız başınıza bırakıyor. Doğrusu anlattıkları da gerçekten yaşanmışsa düşüncesi sizin için ürkütücü ve biri tarafından kasıtlı olarak kurgulanmış hissini yaratıyor. Ustaca kurgulanmış bir roman olan Kardeşimin Hikayesi sizi bir girdap gibi kendine çekiyor. Biraz içerikten bahsedeceksek olursak her şey Podima’da yaşanan bir cinayet olayıyla başlıyor ve kasabaya genç ve güzel gazeteci kız geliyor. Tolstoy’un mükemmel sözü hikayemizin başlangıcına çok iyi uyuyor aslında: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir..” İşte bu yabancının gelmesiyle biz de emekli inşaat mühendisi Ahmet Arslan’ın o ilginç hikayesini dinlemeye başlıyoruz. Kitaptaki dikkatinizi çekecek söz bence ‘Aşk bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir’ sözü olabilir çünkü kitabın tamamı bu söz üzerine kurgulanmış. Bir de çok ilgimi çeken başka bir kısım Ahmet’in duygularının olmaması ve kimseye dokunamaması. İnsanlar duygusuz olsaydı hayat nasıl bir yer olurdu sorusunu da sordurtuyor kitap bize. Şu ana kadar hayretle okuduğum sayılı kitaplar arasında yerini aldı Kardeşimin Hikayesi. Okumanızı şiddetler tavsiye ederim. Edebiyatla kalın!
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,7bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Enteresan Bir Aşk Hikayesi: Eylül
8/10
·376 syf.··
2021 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2021 19:25
Eylül’ün edebiyatımızda ilk psikolojik roman olması hep ilgimi çekmişti ve yorumları okuduğumda da kendi kendime nedir Eylül’ü bu kadar unutulmaz kılan diye sormaya başlamıştım. Kitabı okudukça bazı yönlerini çok sevmemle birlikte bazı sayfalarda gerçekten sıkıldım. Sizlere bu detaylardan incelememde bahsedeceğim. Eylül’ü okurken her ne kadar olaylar üç karakter etrafında dönüyor olsa da dördüncü bir karakter olarak da İstanbul bizi karşılıyor kitapta. Özellikle yazarın güzel betimlemeleriyle İstanbul’u o zamanlarındaki gibi zihnimizde canlandırabiliyoruz. Benim okuduğum basımda (Bkz. Can Yayınları Günümüz Türkçesiyle Eylül) bir de İstanbul’un o zamanlarının fotoğraflandığı kartpostallar vardı ve okuduğum her şeyi gözümde canlandırıp hemen bir sonraki sayfada kartpostalını görebilmek çok hoşuma gitti. Ben orijinal metin dilinde okumadım ancak bu metnin tadı da ayrıydı. Çeviri yapılırken de metin o güzel betimleme özelliğini kaybetmemiş diyebilirim. İçeriğe gelecek olursak kitap boyunca Suat ve Necip’in imkansız yasak aşkına tanık oluyorsunuz imkansız yasak aşk dediysem de böyle günümüz dizilerinde ya da kitaplarında bahsedildiği gibi bedensel ve ruhsal bir aşk değil, sadece ruhsal bir aşk. Kahramanlarımız aşklarını sadece gözleriyle anlatıyor çünkü Suat evli ve aşık olduklarını bu yüzden gizliyorlar. Necip ve Süreyya çok yakın arkadaş olduğu için Necip sürekli Suat ve Süreyya’nın evine gidiyor, onlarla birlikte bizi de okudukça büyüleyen İstanbul gezilerine çıkıyor ve Suat’a aşık olduğunu beraber oldukları tam da o anlarda hissediyor ve bu hissi Suat’a da gözleriyle anlattığına şahit oluyoruz daha sonrasında bu ikili arasında kitap boyunca okuyacağımız alevli bir aşk başlıyor. Romanın psikolojik bir roman olması dolayısıyla da çokça karakter tahlillerine yer verilmiş.
EylülMehmet Rauf · Can Yayınları · 202550,1bin okunma
10/10
·90 syf.··
2021 2. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2021 19:13
Küçüklüğümden beri kitap almayı, okumayı ve bazen de yazmayı seven biri oldum. Yağmurlu bir günde sığındığım bir kitapçıda Kağıt Ev ile tanıştım. Şimdi dönüp baktığımda iyi ki tanışmışız diyorum. Kağıt Ev’de kitap okumayı çok seven ve bunu biraz da abartmış olan bir kitap koleksiyoneri ve gizemli ölümüyle herkesi şaşırtan bir öğretim üyesinin sıra dışı aşkını okuma fırsatı buluyorsunuz. Öğretim üyesi Bluma’nın gizemli ölümünden sonra ofisine gelen beton kaplı bir kitapla başlıyor yolculuğumuz. Bluma’nın asistanı bu kitabın peşine düşüyor ve çıktığı bu yolculukta kitap okumaya adeta aşık ve kitaplarına tapan Carlos ile tanışıyoruz. Carlos’un kitaplarını taparcasına sevmesine ve bir gün evinde çıkan yangınla aylardır üzerinde çalıştığı arşivinin yanma sürecine tanık oluyoruz. Bu olaydan sonra Carlos kendini toparlayamıyor ve kitaplarıyla beraber bir kıyı kasabasına taşınıyor. Sonrasında okuyanları büyüleyen ve bizi beton kaplı kitabın sırrına ulaştıran Kağıt Ev’in yapım aşamasına dahil oluyoruz. Aynı zamanda kitabı okurken zengin bir edebi dille dört bir yanınız kuşatılıyor. Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir sözünü belki duymuşsunuzdur ama ‘’İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir’’ sözünü bu kitapla öğrenip daha sonrasında hayatınız boyunca aklınızdan çıkaramayabilirsiniz. Kitaplarını ödünç bile veremeyen, başlarına bir şey gelirse diye endişelenen ya da onları yere göğe sığdıramayanların şiddetle okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Okurken acaba ilerde ben de mi böyle olacağım diye de endişe etmedim değil açıkçası.
Kâğıt EvCarlos María Domínguez · Jaguar Kitap · 202015,3bin okunma
10/10
·464 syf.··
2021 1. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2021 18:22
Kitabı almadan önce yorumları okuduğumda biraz korksam da iyi ki alıp okumuşum dediğim bir kitap. Sizi okurken büyüleyici gerçekçiliğiyle içine çeken ve anlatıldığı hikaye dolayısıyla karmaşık bir soy ağacı ile karşı karşıya getiren enfes bir roman. İtiraf etmeliyim ki başta kitabı okurken çokça açıp soy ağacına bakmak zorunda hissediyorsunuz ama bir süre sonra alışıp hikayenin akışına kendinizi kaptırıyorsunuz. Siz fark etmeseniz de aslında önemli birkaç politik soruna da dikkat çekiliyor. Kitapta adı geçen Macondo kasabasının muz üreten şirket tarafından nasıl sömürüldüğünü görüyorsunuz ve işçilerin haklarını almak için yaptığı grevde nasıl katledildiklerini okurken yazarımızın kelime seçimleriyle de tüyleriniz diken diken oluyor. Kitap aslında 500 sayfaya yakın ancak zihninizde derinliğiyle binlerce belki de milyonlarca sayfaya ulaşıyor. Aynı zamanda bu kitap komplike bir biçimde düşünmeyi de aşılıyor okurlarına. Eğer aklınızda okuyup okumamakla alakalı bir soru işareti varsa beklemeden alıp okuyun derim.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,6bin okunma