Küçüklüğümden beri kitap almayı, okumayı ve bazen de yazmayı seven biri oldum. Yağmurlu bir günde sığındığım bir kitapçıda Kağıt Ev ile tanıştım. Şimdi dönüp baktığımda iyi ki tanışmışız diyorum.
Kağıt Ev’de kitap okumayı çok seven ve bunu biraz da abartmış olan bir kitap koleksiyoneri ve gizemli ölümüyle herkesi şaşırtan bir öğretim üyesinin sıra dışı aşkını okuma fırsatı buluyorsunuz. Öğretim üyesi Bluma’nın gizemli ölümünden sonra ofisine gelen beton kaplı bir kitapla başlıyor yolculuğumuz. Bluma’nın asistanı bu kitabın peşine düşüyor ve çıktığı bu yolculukta kitap okumaya adeta aşık ve kitaplarına tapan Carlos ile tanışıyoruz. Carlos’un kitaplarını taparcasına sevmesine ve bir gün evinde çıkan yangınla aylardır üzerinde çalıştığı arşivinin yanma sürecine tanık oluyoruz. Bu olaydan sonra Carlos kendini toparlayamıyor ve kitaplarıyla beraber bir kıyı kasabasına taşınıyor. Sonrasında okuyanları büyüleyen ve bizi beton kaplı kitabın sırrına ulaştıran Kağıt Ev’in yapım aşamasına dahil oluyoruz. Aynı zamanda kitabı okurken zengin bir edebi dille dört bir yanınız kuşatılıyor.
Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir sözünü belki duymuşsunuzdur ama ‘’İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir’’ sözünü bu kitapla öğrenip daha sonrasında hayatınız boyunca aklınızdan çıkaramayabilirsiniz. Kitaplarını ödünç bile veremeyen, başlarına bir şey gelirse diye endişelenen ya da onları yere göğe sığdıramayanların şiddetle okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Okurken acaba ilerde ben de mi böyle olacağım diye de endişe etmedim değil açıkçası.