Sevmek nedir?
Doğru sevmek,doğruyu sevmek diye bir şey var mıdır?
Varsa doğru sevdiğimizi,doğruyu sevdiğimizi nasıl anlarız?
Sevgimiz "sevgi" midir?
Seviyor musunuz yoksa "sevginiz" birlikte yaşama bağlılığı mı?
Sevmek etken midir ,edilgen midir? Ya da...?
Soruların cevapları kitapta.Biraz içsel bir yolculuk yaptırıyor insana. Bunun yanında kişisel gelişim kitabı da değil. Okuyana yapması gerekeni,olması gerekeni değil olanı söylüyor.
Sevmenin bir "tutum" olduğunu öğretiyor insana. Bir "inanç" eylemi olduğunu da ekliyor.
Bir paradokstan bahsedeyim: Birini ihtiyacımız olduğu için mi severiz yoksa sevdiğimiz için mi ona ihtiyaç duyarız? Kitabı okuduktan sonra bu paradokstan kurtulacağınıza eminim.
Sevgilerin en yücesi: Anne sevgisi. Böyle tanımlıyor Erich Fromm anne sevgisini.Koşulsuz sevmenin,sorumluluk almanın hassasiyeti üzerinde de yeterince açıklamada bulunuyor.Bu sorumluluk bilinci gösterilen hassasiyet ,koşulsuz sevgi sadece anneye duyulan sevgi değil.Bu durum tüm varlıklar için de geçerli.
Sevgiyi, sevmeyi ne engeller peki? Nesnel olamamak , narsist olmak bunun başlıcalarından sayılabilir. "Sevgiye ulaşabilmenin başlıca koşulu insanın narsisizmini yenmesidir. Narsist ortam yalnız insanın kendi içinde olanların gerçek sayıldığı , dıi dünyadaki olayların hiç gerçeklik payı taşımadığı , yararlılık ve zararlılık açısından değerlendirildiği bir ortamdır. Narsisizmin karşıtı olan kutup nesnelliktir; nesnellikse insanları oldukları gibi,nesnel olarak görebilme, bu nesnel görüşün çizdiği tabloyu kendi istekleri ve korkularının çizdiği tablodan ayırabilme yetisidir."
Peki ya hasta sevgi?
"Hasta sevgiyi doğuran başlıca neden 'sevgili'lerden birinin ya da ikisinin birden anne ya da babaya bağlı kalması , bir zamanlar annesine ya da babasına karşı
Yalnız kendimle uğraşıyorum;delilik ediyorsam,bundan zarar görecek başkası değil,benim;çünkü bu öyle bir delilik ki bende başlayıp bende bitiyor,hiçbir kötülüğe yol açmıyor.
Tanrı sevgisi ne Tanrı'yı düşünceyle tanımak,ne de Tanrı'yı sevdiğini düşünmektir;Tanrı sevgisi,Tanrı'yla bir olacak biçimde yaşama eyleminde ortaya çıkar.
Son ve değişmez yanıtı veremez düşünce.Düşünceler dünyası çelişmelerle takılır kalır. Dünyayı kesinlikle kavrayabilmenin tek yolu birliği düşüncede değil, eylemde yaşamaktır.