Bir akvaryumun içinde kendilerine verilmesi gereken tek düze yemden başka umudu olmayan balıklar gibi değil mi insan. Nasıl bakıldığı hayatını etkiliyor, ama hayır önemli nokta ona nasıl bakıldığı değil, önemli olan bakılması. Özgür olmadığımızı iddia ediyorum çünkü istediklerimiz kısıtlı hayatımızdan ibaret. Bir coğrafyanın içerisine kısılmış, fotoğraflarda ki figüranlar gibiyiz. O an ne yaptığımız ne hissettiğimiz önemli değil, önemli olan görsel zevki bozup bozmadığımız, hepimizin düzen için fazlaca efor sarf etmesinin sebebi de bu gibi. Akşam bize verilmiş ve sanki biz bulmuşuz gibi yapılan öğünlerimizle günü bitirip yine sabah ne için olduğunu kavrayamadığımız günlük kısır rutinimize dönüyoruz. Amacımız ise bizi izleyenlere yaşadığımızı ve hala süs olarak kullanılabileceğimizi fark ettirmek. Ola ki bizden sıkılırlarsa da ölümümüz bile onların ellerinde oluyor. Bizler süs insanlarıyız, ölümleri dahi elinde olmayan akvaryum süsleriyiz. Özgür olduğumuzu istediğimiz kadar düşünelim, hatta bunu kanıtlamak için bir o kadar da uğraş verelim, fark etmez. Bizler süs insanlarıyız ve eğlendirmeyi bitirdiğimiz anda ölürüz. Süs insanı, süs olduğunu anladığı an ölüyor.