Nazlı Ablacim valla kusura bakma ama şu ana kadar okuduğum en kötü kitabındı. Arka kapağında yazılanlara inanarak büyük bir hevesle mitolojik bir hikayeyi modern bir şekilde anlatmani bekledim. Ama hikaye o kadar yavan geldi ki. Elbette senin yazdığını hissettiren kısımlar vardı: İmparator Hadrian ile mektuplasman, Ankara'nin gelip şehre yerleşmesi, Ego otobüsünde yolculuk
... Ama hikaye ne zaman dikkat çekici bir yere varacak diye çok bekledim ama hiç tat alamadım. Tek kötü kitabın bu olması dileğiyle
Musa uzun süren bir işsizliğinin ardından askerlik arkadaşı Şaban ile karşılaşır ve onunla aynı evde yaşamaya başlar. Musa geri döndürülemez bir bataklığa girmiştir bile. Gizliajans isimli bir reklam ajansından teklif alır ve işsizliğinin getirdiği mahcubiyet ile hemen işe atlar. Patronlariyla(!) görüşmeye gittiğinde garip bir durumla karşılaşır. Şirketi Şeytan isimli kapaktaki kedinin üstüne miras kaldığını ve onun yönettiğini öğrenir. Şirkette ayrıca hayatının aşkı Sanem ile tanışır. Bundan fazlasını söylemek bütün kitabın büyüsünü dehşet bozacaktir. Şahsen absürt ve anormal olarak gözüken birçok şeye karşı bir ilgim vardır. Alper Canıgüz'ün ilk kitabı Tatlı Rüyalar'ı okuduğumda tam aradığım bir yazar olduğunu anladım ve her kitabını merak etmeye başladım. Bu kitap da onun ince esprileri ve absürt konu seçimiyle mükemmel bir roman. Yaptığı kelime oyunları, kullandığı deyimler ve olur olmaz yerdeki düşünceleri insanın içini gıdıklar nitelikte. Bunları yaparken bir de merak unsuru barındırıyor okurun kafasında ve acaba nasıl bitecek diye merak ediyosunuz. İlk kitaba kıyasla bu kitapta çok fazla ters köşe yedim ve noluyo lan diye bir ara takıldım kaldım. Roman daha bitmeden bu hikayeyi birçok kişiye gözüm kapalı tavsiye edebileceğimi de anladım. Okuyun