Ben tür seçmem. Ruh nereye çekerse, kalem oraya akar.
Benim hikâyelerimde gerçekten toz pembe diye birşey yok.
Ama kan var, tutku var, düş kırıklığı ve hayal gücü var.
Hiç kimse tek renkten ibaret değildir. Karakterlerim de değil.
Zayıflığımızı belli etmek istemediğimizde “iyiyim” deyip geçiştiririz; hatta ölecek durumda olsak bile “iyiyim” deriz. Kabaca buna, yiğitliğe b*k sürmemek denir.
Ne zaman gözlerimi kapatıp denizdeki dalgaları düşünsem o sert, soğuk, yaşama şans tanımayan, ciğerlerimdeki havayla birlikte son umutlarımın da tükendiği günü, şimdi çok uzaklarda kalan o günü hatırlarım.
O günden sonra bir sürü gün gördüm; o kadar çok ki saymaya artık gücüm kalmadı. Yine de o gün, bu kadar günün arasında Galator gibi parlıyor; tıpkı adımı bulduğum ya da Arthur adında bir bebeği kucağıma aldığım günler gibi. Belki de o günü ruhuma açılan yaranın acısı asla dinmeyeceği için bu kadar iyi hatırlıyorum. Ya da pek çok şeyin sonu olduğu için. Ya da kim bilir, belki de o gün hem bir son hem de bir başlangıçtır: Kayıp yıllarımın başlangıcı.
Birbirine bağladı
Su ile rüzgârı, orman ile toprağı
Dinlerseniz sözlerimi
Anlatırım hikâyesini
Merlin nasıl doğdu, yetişti
Ne olsa gerekti hikmeti
Başka pek çok hadise
İngiltere böyle kuruldu işte
Uzun zamandır bir kitabın sayfaları arasında kaybolduğumu hatırlamıyorum. Sanki yıllar önce çok sevdiğim bir kapıyı kapatmışım da anahtarını nereye bıraktığımı unutmuşum gibi. Oysa otuz yaşına gelmiş, hâlâ fantastik dünyaların büyüsüne inanan bir okur, bir yazar ve bir çizer olarak biliyorum ki kitaplar benim için yalnızca kelimelerden ibaret değildi; onlar başka evrenlere açılan geçitlerdi. Her sayfa yeni bir ülke, her karakter yeni bir yol arkadaşı, her hikâye ise insanın kendi iç dünyasında yaptığı uzun bir yolculuktu. Şimdi bu kapıyı yeniden aralamak istiyorum. Çünkü bir zamanlar kitapların beni alıp götürdüğü o sınırsız hayal gücünü, o keşif hissini ve o büyülü yolculuğu yeniden hatırlamak istiyorum.
D. N. Archeron’un adını uzun zamandır duyuyordum; kaleminin yarattığı dünyalardan, okurların kendilerini ait hissettikleri o büyük topluluktan, yani Fellowship’ten. Merak bazen insanın içindeki en sabırlı bekleyişi bile eritir ve sonunda galip gelir. Ben de o meraka sonunda teslim oldum. Şimdi önümde yeni bir serüven var. Belki yeniden sayfalar arasında kaybolacağım, belki de çok uzun zamandır unuttuğum o eski okuma ritmini tekrar bulacağım. Ama bildiğim tek bir şey var: Bir hikâyeye adım attığında artık yalnız bir okur olmuyorsun, o dünyanın bir parçasına dönüşüyorsun. Sanırım artık ben de o yolculuğa çıkmaya ve bir Fellowship üyesi olmaya hazırım.
D. N. ArcheronGümüş Yürek 1Gümüş Yürek 2Gümüş Yürek 3Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş Öyküler