Loki

Loki
#206694328 #202721212 #204499584 “Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben daha az kullanılmış olanını seçtim. Bu hayatımdaki tüm farkı yarattı.” -Dead Poets Society (1989)
Bu kitabın (Pollyanna) LGBT ile içeriksel bir bağlantısı yok. Kapaktaki gökkuşağı da tek başına “LGBT sembolü yerleştirdiler” sonucunu doğurmaz; gökkuşağı yüzyıllardır doğanın bir parçası ve sanat/çocuk edebiyatında umut, neşe, iyimserlik gibi temaların en yaygın görsellerinden biridir. “Gökkuşağı gördüm = LGBT projesi” mantığıyla gidersek gökyüzünde gökkuşağı görünce de aynı tepkiyi vermek gerekir; bu da açıkça mantıksız. Ayrıca “cinsiyetsizleştirme projesi” diye bir şeyi “en büyük amaç” gibi sunmanız gülünç bir iddia. Hiç kimsenin amacı başkalarını “cinsiyetsizleştirmek” değil. İnsanların kendilerini ifade etmesi, otomatik olarak başkalarını dönüştürmek istemesi anlamına gelmez. Siz gerçekten şunu mu söylüyorsunuz: “Bir insan ‘ben buyum’ dediğinde aslında herkesi kendisi gibi yapmak istiyor”? Bu mantık her konuda çöküyor. Örneğin biri “Müslümanım” deyip Filistin/İsrail protestosuna katılsa, bu “herkesi Müslüman yapmaya çalışıyor” demek midir? Elbette değil. Aynı şekilde birinin kimliğini söylemesi ya da görünür olması, “başkalarını değiştirme operasyonu” değildir; sadece var olma ve kendini ifade etme hakkıdır.
Lgbt Hakları İnsan Haklarıdır

Karahanlı ✷

@payandasiir
·
Az önce kitapçıya uğradım, bir de ne göreyim, açık şekilde sapkın lgbt sembolünü iş Bankası yayınevinden çıkan pollyanna adlı kitabın kapağına yerleştirmişler !!! Şok oldum görünce, böyle böyle neslimizi , en büyük amaçlarından biri olan ' cinsiyetsizleştirme ' projesiyle ahlaksızlaştırmaya çalışıyorlar. Rabbim fırsat vermesin.
"DİKKAT EDİN!!!"
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Shrek’te Eşek ile ejderha “LGBT” göndermesi falan değil; dümdüz masal komedisi. İkisi de farklı tür ama aynı cinsiyet değil; yani LGBT ile bağlantı kurmak zaten mantıken tutmuyor. Bu, “farklı olanın da sevilip kabul edilebileceği” mesajını mizahla anlatan bir yan hikâye. Kaldı ki masallarda türler arası aşk, konuşan hayvanlar, büyü, lanet, dönüşüm gibi şeyler zaten anlatının parçası. Pinokyo konuşuyor diye “çocuklara ağaç olmayı özendiriyorlar” demiyoruz; burada da aynı mantık var. Fiona meselesine gelince: Filmin ana teması “kusursuz prenses–yakışıklı prens” kalıbını kırmak. Fiona’nın “hayatımın aşkını bekleyeyim” demesi de mümkün olurdu ama senaryo, “aşk = dış görünüş değil, kabul ve uyum” fikrini anlatmak için Shrek’i seçiyor.
Komedi
Gönderi kullanım dışı
“Kimliğini suistimal edip mağduriyet silahı haline getirme” diye genelleme yapmak, meseleyi tersinden okuyor. Çünkü tarih boyunca insanlar tam da kimlikleri yüzünden baskılandı: etnik kökeni nedeniyle dışlandı, cinsiyeti nedeniyle ikinci sınıf görüldü, yönelimi/kimliği nedeniyle şiddete uğradı, hatta öldürüldü. Bu geçmişin ve hâlâ süren eşitsizliklerin sonucunda bazı insanlar kimliğini daha görünür ifade etmek zorunda kalıyor; bu bir “taktik” değil, çoğu zaman hayatta kalma ve var olma mücadelesi. “Avazı çıktığı kadar haykırmak” diye tarif ettiğiniz şeyin bir kısmı da şundan kaynaklanıyor: Uzun süre “sus”, “gizle”, “belli etme”, “normalmişsin gibi davran” denilen insanlar artık bu baskıyı taşımıyor. Bir insan “Ben Kürdüm”, “Ben eşcinselim”, “Ben feministim”, “Ben ateistim” dediğinde asıl söylediği şey çoğu zaman şudur: “Bunu saklamak zorunda değilim; aşağılanmadan var olmak istiyorum.” Burada kritik nokta şu: “Sus” demek, yalnızca “konuyu uzatma” talebi gibi görünse de, pratikte çoğu zaman “görünme, görünür olma, kendini ifade etme” hakkına müdahale anlamına geliyor. Bu yüzden insanlar “sus” denildiğinde bunu baskı olarak algılıyor ve buna tepki veriyor. Tepkiyi “mağduriyet” diye yaftalamak ise, var olan güç dengesini yeniden kurmaya yarıyor: “Sen konuşma, ben rahatsız olmayayım.” Ayrıca “istisnasız her azınlık bunu yapar” cümlesi de açıkça haksız bir genelleme. Bir grubu topyekûn “taktik yapan”, “işgüzar” diye etiketlemek, eleştirdiğiniz şeyi büyütür: insanların birbirini birey olarak görmesini engeller. Kimliklerin “önemli olmadığını” söylüyorsunuz; ama aynı anda kimlikleri hedef alan toplu bir itham kuruyorsunuz. Bu iki şey birbiriyle çelişiyor. Son olarak kendinize şu soruyu sorun: Sizin görüşleriniz, kimliğiniz ya da inancınız yüzyıllarca yasaklanmış,
Yeter

Gordon Freeman

@Gordon_Freeman
·
Kimliğini suistimal edip mağduriyet silahı haline getirme
Girdiği her ortamda radikal görüşünü, etnik kimliğini vb. avazı çıktığı kadar haykıran tiplere dikkat edin. İnsanları canından bezdirene kadar kendi durumlarını onların gözlerine gözlerine sokarlar, tepkiyi alınca da mağduru oynarlar. Bu, bilinçli bir şekilde yapılan bir taktiktir. İstisnasız her azınlık bunu yapar. Örneğin; Her fırsatta Kürdüm der, yeter sus deyince ırkçılıkla suçlar. Her fırsatta eşcinselim der, yeter sus deyince lgbt düşmanlığıyla suçlar. Her fırsatta feministim der, yeter sus deyince cinsiyetçilikle suçlar. Her fırsatta ateistim der, yeter sus deyince yobazlıkla suçlar. Kimlikler önemli değil, zaten kimsenin kimliğine laf ettiğim yok. Bunlara ve çıktıkları fabrikayadır lafım. Örnekler de elbette çoğaltılabilir. Yeni yıldan beklentim, böyle işgüzar tiplerin artık bitmesidir.
1000Kitap
LGBT/LGBTQ+ kavramı “herkesin herkese ilgi duymasını normal göstermek” için ortaya çıkmış bir proje değildir. Burada anlatılan şey, insanların cinsel yönelimlerinin ve cinsiyet kimliklerinin farklı olabileceğini kabul etmek ve bu insanların temel haklarını korumaktır. “Kadın kadınla, erkek erkekle ilişki yaşayabilir mi?” sorusunun cevabı nettir: Evet, bazı insanlar aynı cinsiyetten insanlara ilgi duyar; bu doğal bir çeşitliliktir. Asıl sorun, başkalarının hayatına karışma hakkını kendinde görüp insanları “ötekileştirmeye” çalışmaktır. “Doğaya bakın” denince de tablo açıktır: Aynı cinsiyete yönelik cinsel davranışlar ve bağ kurma örüntüleri birçok hayvan türünde gözlemlenmiştir; yakın tarihli bilimsel çalışmalar primatlarda dahi bunun yaygın olabildiğini ve sosyal bağları güçlendirme gibi işlevler taşıyabildiğini ortaya koyuyor. Yani doğal olmayan eşcinsellik değil homofobikliktir çünkü asıl homofobi doğada yoktur. “Bu meseleyi başımıza saran ülkelerde cinsiyet değiştirmek yasak, o yüzden orada bulamazsınız” iddiası da doğru değil. Birincisi, eşcinsellik ne yeni bir şeydir ne de tek bir ülkeye ait “ithal” bir olgudur; toplumların tarihinde farklı biçimlerde her zaman var olmuştur. Türkiye’nin ve Osmanlı’nın geçmişine bakın; kaynaklarını, edebiyatını, dönemin kayıtlarını okuyun. Aynı cinsiyete yönelim ve ilişkiler bu coğrafyada da uzun zamandır var olan bir olgudur; sadece dönemlere göre görünürlüğü ve konuşulma biçimi değişmiştir. İkincisi, tıbbi süreçler ve hukuki tanıma ülkelere göre değişir; ama Avrupa Birliği kaynaklarına göre pek çok Avrupa ülkesinde hukuki cinsiyet tanınması mümkündür (Almanya, İspanya, İsveç, Hollanda, İsviçre, Arjantin, Brezilya, Kanada, Tayland, ABD...) ve süreçler ülkeye göre farklı kriterlerle yürür. “Birçok genç pişman oluyor” iddiasına
Lgbt Hakları İnsan Haklarıdır
Gönderi kullanım dışı
“Doğal olanı bozan her sistem önce çocukları hedef alır” gibi büyük laflar edip, ardından da “ilkokul çağındaki çocukların %45’i kendini LGBT diye adlandırıyor” gibi kaynağı belirsiz, yöntemi belirsiz, uydurma bir oran sıkıştırmak; bilimsel çalışma değil, açık biçimde korku pazarlamasıdır. Bu istatistiği nereden buldun? Hangi ülke, hangi yıl, hangi örneklem, hangi soru formu, hangi hakemli yayın? Bunlar yoksa bu “veri” değil, sosyal medyada dolaşan bir uydurmadır. Kaldı ki elinde gerçekten bilim olsa, böyle hamasi “propaganda/terör örgütü” dili kullanmazdın. Çünkü LGBT bir “örgüt” değil; insanlar. “Propaganda” dediğin şeyin altında komşun, öğrencin, öğretmenin, doktorun, kasiyerin, avukatın var. İnsanların cinsel yönelimi/kimliği “problem” ya da “terör” diye yaftalanacak bir konu değil; bu, düpedüz damgalama ve hedef göstermedir. Kimse kimseyi eşcinsel olmaya zorlayamaz. Cinsel yönelim reklamla, dersle, “anlatmakla” üretilen bir şey değil. Amerikan Psikoloji Derneği cinsel yönelimi “kalıcı bir çekim örüntüsü” olarak tanımlar; insanların “gay/straight” olmayı seçmediğini, ancak duygularına nasıl davranacağını seçebileceğini açık biçimde ifade eder. Dünya Sağlık Örgütü de 1990’da eşcinselliği “ruh hastalığı” sınıflandırmasından çıkarmıştır; yani “problem/hastalık” diye pazarlanan çerçeve zaten bilimsel değil. Çocuklar üzerinden panik üretmeye çalışıyorsun ama gerçek tablo bambaşka: “LGBT diye kendini tanımlamak” ile “çocukları hedef alan propaganda” arasında kurduğun bağ kanıtsız. Üstelik ciddi kurumların izleme raporlarında LGBT öğrencilerin yaşadığı temel risk “var olmaları” değil; şiddet, zorbalık, güvensizlik ve ruh sağlığı üzerindeki baskıdır. CDC’nin verileri de LGBT (özellikle transgender ve questioning) gençlerin okulda kendini daha güvensiz hissettiğini, daha
Lgbt Hakları İnsan Haklarıdır
Gönderi kullanım dışı