Okumak için geç kaldığım bir kitap. Öncelikle kitabın ana konusu ve okura vermek istediği mesaj yazarın Simyacı adlı eseri ile benzerlik gösteriyor. Konu olarak çok farklı ama ana fikir insanın kendi iç benliğinin farkına vararak toplumun normlarından kalıplaşmış hayat biçiminden hayatın belirli dilimlere ayrılmış tek düze gidişatından sıyrılarak kendi ideasını gerçekleştirmek, hiç bir şeye bağlı olmaksınız hiç bir şekilde hesap verme kaygısı duymadan korkmadan yaşamak. Normal olanın aslında her zaman doğru olmadığını insanın çevresini ve kendi iç benliğini kuşatan dünyanın kendisi tarafından değil o daha doğmadan geçmişten gelen bir işleyiş olduğunu insanın da bu işleyişe ayak uydurmaya çalışarak monoton bir hayat yaşadığını anlatıyor. Veronika her şeye sahip olan bir kız olmasına rağmen hayatının sistematik olarak tek düze ilerlediğinin farkına varınca artık yaşamanın bir anlamı kalmadığına karar vererek intihar etmeye karar verir ancak başarılı olamaz ve kendini Villette adında Dr. İgor’un deneysel çalışmalar yürüttüğü bir tımarhanede bulur. Veronika intihar etmek içim içtiği ilaçlar nedeniyle 5 günlük bir ömrünün kaldığını öğrenir. Bu andan itibaren tımarhanedeki çok çeşitli “deli” ile tanışır. Ve bundan sonra aslında yaşamın tek düzeliğinden sıkılmış olan ve ölmek isteyen Veronika’da yaşama bilincinin tekrardan oluşma süreci ve buna bağlı olarak açığa çıkan ölüm korkusu ile yaşamın derinliklerinin nasıl farkına varıldığını görüyoruz. Hem Veronika kendini buluyor hem de tımarhanedeki diğer ‘deli’ olduğu sanılan ancak dışardaki insanlardan farklı oldukları için yapılan bu nitelemeyi bilerek ve isteyerek kabullenen insanlar kendisini buluyor. Sevgi, aşk, nefret, öfke, heyecan, korku ve özgürlük ve yaşama bilinci, insanın kendi benliğini bulması... Veronika ölmek