Maral D.

Maral D.
tarde sed tute.
Reklamcilik
Universite
İstanbul
İstanbul
39 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
kafa karışıklığı
Hepimiz zaman zaman dağınıklıktan yoruluyoruz, boş laflardan sağırlaşıyoruz, karışıklıktan korkuyoruz. Dağınıklık, kaldırması kolay bir şey değil. Ancak bize “Ben kimim?” ve “Bu ne demek?” gibi soruları sorduran karışıklıklar değerlidir. Muhtemel cevaplar arasında dolaşırken, her şeyi anlamlandıran bir fikir, bir izlenim ya da bir inanç çıkabiliyor. “Bir şeyin olmasını engelleyen herhangi bir şey başka bir şeyi mümkün kılıyor,” diye yazıyor Adam Phillips. Eski bir deyişi anımsatıyor bu: Kaybettiğin bir şeyi ararken çok daha iyi başka bir şeye rastlayabilirsin.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sen, bunu okuyan, bir tutam deli kal, çok mu?
Tımarhanelerde masumlar yatar bilir misin? Şu diğer insanların hasta ettikleri. Adına ‘deli’ dedikleri o masumlar. Saflığı ve doğallığı hiç kaybolmamış. Her hırpalanmada bile o özündeki çekirdeği hiç kırmamış insanlar.Aleksi Zorba der ki; Her insanın kendi deliliği vardır. Bana da öyle geliyor ki, en büyük delilik, bir deliliğe sahip olmamaktır.
yaşamayı unuttuk unuttuk…
Teknolojinin Darbesi: Unutkanlık Evler büyüdü. Ama aileler küçüldü. Hanelere televizyon girdi. Biz okumayı unuttuk. Arabalarımız oldu en yenisinden. Biz yürümeyi unuttuk. Evlere klimalar girdi en kalitelisinden. Serinlemek için ağaçların altına oturmayı unuttuk. Büyükşehirlerde yaşamayı öğrendik. Köyde yağmur kokusunu unuttuk. Ceplerimize telefonlar girdi en akıllısından. Biz muhabbet etmeyi unuttuk. Bilgi arttı. Ama vicdanımızı kullanmayı unuttuk. Elimizin altına bilgisayar geldi. Postacıları unuttuk. Her cüzdana kredi kartı girdi. Biz paranın değerini unuttuk. Parfümlere verdik tüm değeri. Kırlarda taze çiçeklerin kokusunu unuttuk. İlaç kolay bulunur, tedavi çabuk edilir oldu. Hastalıklar çoğaldı ve sağlıklı yaşamayı unuttuk. Ve o kadar çok koşturduk ki… Biz yaşamayı unuttuk.
Kendi heykelini dik!
Kendi senaryona, yalanlarına ne kadar hayranlık duyarsan duy, yine de her şey zamanı gelince özüne döner. Evden çıktığında kafanda kurduğun o başkası olma halleri, o çirkin maskeler, akla gelen kurnazlıklar, onlarla bir yere gidebilirsin ama geri dönemezsin. Benliğini başkalarının kalıplarına tercih edenler fazla uzun yol gidemez. Tezgâhında çürük meyve satanlar, bir daha halk pazarında yer açamaz. Rol yapmak hoşa gitse de, kendin olma uğraşından vazgeçtiysen bile takma o maskeyi. Başkaları kokan, hiçlik kokan, kopya kokan o maddeyi alma çevrene. Başkalarının yaratıcılığına çalışma.
Sürüden kovuldum, çünkü sıradışıydım. Korktular benden…
Puan vermedi
Toplumun benimsettiklerinin ne kadar yanlış olduğunu kendi gücünün sınırlarını aşmaya çalışarak gösterdi Martı Livindston. Bunu yaparken toplumdan kopmak zorundaydı. Bu süreçte yalnız kaldı. Tıpkı toplumun gelenekselleşmiş tabularına karşı çıkan bir birey gibi. Martı Jonathan devrimci bir romanın sözcüklere dizilmiş halidir. Yaşadığımız kapitalist toplumda yanlışlar daima benimsetilerek bize doğruluğu kanıtlanmaya çalıştırılmıştır. Karşı çıkılan her yanlış toplumun baskısıyla toplumun doğruluğunun peşinden gidilmesine neden olmaktadır. Yaşadığımız toplumda yapılan her eylem sistem karşıtlığına yol açıyorsa kendi gücümüz sınırlarını bilmekle sınandırılmak istenmekteyiz. "Yaşamak için ne çok neden var! balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz, uçmayı öğrenebiliriz!" diyen, sıradışı ve sıradışı oluşu yüzünden sürüden dışlanan bir martıdır Jonathan Livingston.
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma