Hep uzaklara gitmenin, yeni bir yerde yeni bir yaşam kurmanın hayalini kurmuş babam. Fakat bu hayali gerçekleştirmek için kılını bile kıpırdatmamış. Geçim derdi, aile birliği, hayat gailesi derken, saplanıp kalmış Sultanşehri'ne. Sevmediği bir işi yaparak, gönlünün çekmediği bir kadınla, hep kaçmak istediği bir şehirde, hayatın ona karşı hiç de adil davranmadığına inanarak, inandığına bilenerek, bilendiğine ses edemeyerek kös kös yaşayıp gitmiş. Gittiği yere kadar. Bazen, o arabanın altına kazara girmediğini düşünüyorum.
Neticede herkes için her şey çocuklukta başlıyor. Ağaç için tohumda, kelebek için tırtılda, kangren için yarada. Benim için de öyleydi muhakkak. Peki ama çocukluğumun neresinde?
İnsan sadece sigara, tiner yahut hap tiryakisi olmuyor ki. Mutsuzluk da bir iptila, yalnızlıktan geberecek gibi hissetmek ya da suçluluk da. Hayat bu, insanın başına her şey gelebilir. Hangimizin ruhunun neye yapışıp çürüyeceğini kim bilebilir?