Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar ise insanın kalbine dokunur. Bu eser benim için kesinlikle ikinci gruptaydı. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir insanın hatıralarını değil, hayatın içinden süzülüp gelen gerçek acıları, gerçek sevinçleri ve en önemlisi insanı Rabbine yaklaştıran hikâyeleri okudum.
Büyükanneye Alzheimer teşhisi konulduğu bölümlerde derin bir hüzün hissettim. Bir insanın hafızasını yavaş yavaş kaybetmesi yalnızca tıbbi bir durum değil, aynı zamanda insan ömrünün ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan büyük bir imtihan. O satırları okurken zamanın kıymetini ve sevdiklerimizin değerini yeniden düşündüm.
Abdurrahman'ın hayat hikâyesi ve ardından gelen vefatı beni en çok etkileyen bölümlerden biri oldu. Hayatın ne kadar kısa olduğunu, insanın yarına dair ne kadar çok plan kursa da her şeyin Allah'ın takdiriyle gerçekleştiğini bir kez daha hatırlattı. Bazı insanlar yaşarken iz bırakır, bazıları ise gittikten sonra kalplerde yaşamaya devam eder. Abdurrahman da benim için böyle karakterlerden biri oldu.
Müzeyyen teyzenin anneliği, fedakârlığı ve sevgisi kitabın en güzel yönlerinden biriydi. Onun şahsında anne yüreğinin ne kadar büyük ve karşılıksız olduğunu bir kez daha gördüm. Hayata vedası ise insanı derinden etkileyen, uzun süre unutulmayan bölümler arasındaydı.
Tacettin amcanın sadakati ve özlemi bana eski insanların vefasını hatırlattı. Günümüzde sıkça kaybettiğimiz değerlerin, aslında insanı insan yapan en önemli özellikler olduğunu düşündürdü. Onun hikâyesinde yalnızca özlem değil, aynı zamanda sabır ve bağlılık da vardı.
Fakat kitap boyunca beni en çok etkileyen şey Dilara Hoca'nın samimiyetiydi. Kendi hayatından kesitleri anlatırken bunu bir gösterişe dönüştürmeden, son derece içten ve doğal bir şekilde aktarması eseri çok daha kıymetli hâle