"Evet, münzevi. Kötüyle böyle mücadele edilir! Eğer kötü sana zarar vermek, acı çektirmek istiyorsa, ondan önce davran, hatta kötünün beklemediği bir anda harekete geç. Kötüden önce davranmayı başaramamışsan, kötü sana acı çektirmişse o zaman hıncını al! Saldır ona, özellikle o bu konuyu unuttuğu, kendini güvende hissettiği zaman saldır. İntikamını al yani. Üç misli al. Göze göz mü? Hayır! Bir göz karşılığında iki gözünü birden sök! Dişe diş mi? Hayır! Tek diş karşılığında bütün dişlerini dök! Kötüden hıncını al! Acıdan ulumasını, ulurken göz bebeklerinin yarılmasını sağla. Aşağı baktığında huzur içinde güvenle şunu söyleyebilmelisin: Şurada yatan artık kimseye zarar veremeyecek, kimseyi yıldıramayacak. Gözleri yoksa birine nasıl zarar verebilir? Elleri yoksa? Bağırsakları taşların üstüne dağılmışsa ve kanı kumun içine sızıyorsa birilerine nasıl zarar verebilir ki?"
"Ne dilersen verebilirim sana," dedi peri. "Servet, iktidar, taç, şöhret, uzun ve mutlu bir yaşam. Seçimini yap."
"Ne servet ne şöhret ne iktidar ne de taç isterim," dedi Witcher kız. "Bir at isterim; kara olsun ve gece rüzgârı gibi kimseler geçemesin onu. Bir kılıç isterim; ay ışığı gibi aydınlık ve keskin olsun. Kara gecelerde kara atımın sırtında dünyayı dolaşmak isterim. Dileğim budur."
"Sana gecelerden daha kara ve gece rüzgârlarından daha hızlı kara bir at vereceğim," dedi peri. "Ay ışığından daha aydınlık ve keskin bir kılıç vereceğim. Ama çok şey istersin, Witcher kız, bunun karşılığında yüksek bir ücret ödemelisin."
"Neyle? Hiçbir şeyim yok benim."
"Kanınla."
Şunu bil ki, kardeşim, maceracı şövalye, bir anda dayak da yenebilecek, imparator da olunabilecek bir şeydir. Bugün dünyanın en bahtsız, en muhtaç yaratığıyken, yarın silâhtarına verebileceği iki üç krallığın tacına sahip olur.