—-SPOİLER—-
Beğenemediğim bir kitabın anatomisi:
Ana karakterimiz ellili yaşlarında eşini kaybetmiş, başarılı bir ressam, eşini kaybetmiş bir kadın ve bir oğlu olan anne.
Ailesini 20li yaşlarında terkedip Norveç’ten Abd’ye taşınıyor. Orada 30 yıl yaşadıktan sonra bir sergi vasıtasıyla doğup büyüdüğü şehre geri geliyor. Bu şehirde annesi ve kardeşi yaşıyor ancak o kadar uzun zamandır iletişimde değiller ki aklında sadece onlara dair olan kendi düşünceleri var.
Kitabı ilk okurken ufak bir dram bekledim ama kitap ilerledikçe karakterimizin sadece saplantısı iyice ortaya çıkıyor ve bunu aslında o kadar sakin yapıyor ki şahsen son sayfalara kadar net bir karar veremedim.
Bu terkedilmişlik mi özlem mi hasret mi toplama çabası mı diye gitgellerdeyken en sonunda sadece psikologa gitmesi gereken yalnız bi kadın olarak kaldı aklımda.
Karakter sürekli kendi içinde terkettiği kişilerin ne olduğu veya ne olmasına beklediğine dair düşüncelerle kendini ve geçmişini sorguluyor. Kitap boyunca bir harekete geçme yok sadece planları istekleri ve geçmişi arasında gidip geliyor. En sonundaki annesinin kolunu görme çabası bana çok acınası geliyor. Böylelikle kendine benim annem kötüydü sorunluydu işte bu da kanıtı diyen bir drama queen görüyorum.
Yazarın en takdir ettiğim tarafı karakterin duygusunu insana gerçekten iletiyor. Bende bu duyguyu aldım sadece kendi karakterimin ve bakışımın etkisiyle fazla dramatize edilen enkaz diye tanımlananı pürüz olarak ifade edebileceğim bi duygular silsilesi olarak yorumluyorum.