“Şamanın çadırına girmeyi hiç sevmiyordu. Uzun zaman olmuştu. Kasvet kokulu tütsülerin ince dumanları arasında oturan şaman, kendisine kızıymış gibi sıcak sıcak bakıyordu. Karanlık çadırda içeri sızmasına izin verilmiş birkaç gün ışını…”
Alacakaranlık Öyküler kitabı değerli yazar ve arkadaşım Mesut Harun Akdaş ’ın yazdığı 8 gerilim hikâyesinden oluşuyor. Kapak tasarımı çok hoş olmuş. Sizlere en sevdiğim birkaç öyküsünden bahsetmek istiyorum.
Koleksiyoncu en sevdiğim iki hikâyesinden ikincisi. İçerisinde hem ürperten hem de güldüren bir kara mizah söz konusu. Diş Doktoru Deniz’in en büyük takıntısı acaba neymiş? İnsan aklına koyduğunu yapma konusunda ne kadar ileri gidebilir bunu okumuş oldum.
Favorime gelecek olursak Büyük Keşif. Arkeolog Yakup’un travmatik bir şekilde eşini kaybetmesi, bu acıyla yaşaması ve Ağrı Dağı’nın eteklerine uzanan yolculukta küçük bir çoban çocuğun uyarısını dikkate almayıp “Uğursuz Tepe” denilen yerde bir mağaraya girmesini okudum. Sonu epey şaşırtıcı ve ekosistemdeki yerimizi insan olarak sorgulatıcı düzeydeydi.
19.Gişe ise başka dünyaların uğursuz şarkılarını çalan bir melodi gibiydi. Sai Stephen King’in “Kara Kule” roman serisini özlediğimi fark ettim bu öyküyü okurken. Tren gişesinin eski çalışanlarından Aziz bey ve yeni işe giren Engin’i ıslak, yosunlu duvarların ardında neler bekliyor? Karanlık çöktüğünde içinizi huzursuz edecek tipte bir ışık savaşına tanıklık ettim.
Değerli yazarımızın yüreğinden gelen kelimeler beyni ile kesişmiş ve sihirli parmakları ile bu eseri bizlerle buluşturmuş. Yazmak, üretmek ve okurlar ile buluşmak hem bize hem de kendisine iyi gelir umuyorum.
1000K sakinlerimiz diğer öykülerin isimlerini de paylaşayım. Polaroid, Kestirme Yol, Göz Açıp Kapayıncaya Kadar, Ressam, Hikâyeci’nin Kulübesi isimli öyküler sizler tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Okuma dili son derece akıcı, hiç sıkmayan, keyifli ve bir o kadar tekinsiz bu kitabı en kısa sürede edinmenizi ve kitaplığınızda ona yer vermenizi tavsiye ederim.
“Güneş batmak üzere ve üşümek istemeyiz değil mi?”
Neydi ateşin hükmü?
Tutuşup yalazlanan çıra alevinden, beden sıcaklığını sağlayan görünmez tepkimelere kadar hayatı sürdüren enerjiydi. Ateş biçimleri değiştirendi. Hayal tuvaliydi. Karanlığı aydınlatan, donmuş yağlar içinde fitilin dans eden alevi…”