İlk kitap içten gelerek yazılmış, doğal hisler, samimiyet olabilecek en yüksek seviyede. Ama bu kitabın ilk on sayfasini okumanız yetiyor basitliği anlamanız için. Sadece ticari kaygı. İlk kitap devamı gelebilecek şekilde sonlanmadığı için devamını getirmek zor olmuş. Yazarımız da uzatmak adına tüm duyguyu mahvetmiş. Zorlama olmuş. Üzücü.
Bu tuvalet eskiden erkekler içinmiş. Buradaki aynalar da donuk gri metal dörtgenlerle değiştirilmiş, ama pisuarlar hala orada, bir duvar boyunca sıralanmış, sarı lekeli beyaz emayeden. Tuhaf biçimde, bebek tabutlarına benziyorlar. Erkek yaşamının çıplaklığı tekrar şaşırtıyor beni. Duşlar basbayağı açıkta, bedenler inceleme ve karşılaştırma için meydanda, mahrem yerlerin teşhiri. Niçin yaparlar bunu? Hangi güven tazeleme amacına hizmet eder? Bir nişanın sergilenmesi, ey ahali bakın, her şey yerli yerinde, ben buraya aitim. Köpeksi havayı koklamalar.
Adem, Havva, yasak elma, şeytan... Aslında her şey tam olarak bildiğiniz gibi. Kitap size farklı bir hikaye vaadetmiyor. Fakat öyle masalsı, öyle güzel bir dille yazılmış ki okurken kendinizden geçiyorsunuz. Nazar Bekiroğlu kalemine yakışır bir eser. Bu kadar bilindik bir hikayeyi böyle bir hale getirmek ustalık işi. Okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız.