...pekâlâ öğrenebilirdi, tabii yeterli zaman ve sabırla. Ama buradakilerde eksik olan şey tam da bu değil miydi? Azıcık nezaket ve yardımseverlik. Bitmeyen bir telaş içindeki bu arbedede birisine derdini bir açıklayabilseydi, ah bir kerecik sağır dilsiz gibi eliyle koluyla çırpınışı birisinin dikkatini çekebilseydi. Buraya geldiğinden beri hiç kimsenin ona ayıracak zamanı olmamış, şu âna değin hiçbir tür insani ilişki kurmayı becerememişti.
Besbelli anlamıyorlardı, hem de hiçbiri. Telaş içinde işlerine güçlerine koşuyorlardı, herkes kendi işiyle meşguldü ve onun kişisel meselelerine ayıracak zamanları yoktu. Budai bir süre sonra cesaretini kaybedip boynunu büktü, bir daha da soru sormadı. Bu hezimet bir çökkünlük yaratmış, adeta lal olmuştu. Yine de seyrelmek bilmeyen kalabalıkta ite kaka da olsa ilerliyordu, onu sürükleyen mantıklı bir dayanaktan çok içgüdüydü, oyunu bırakmamaya kararlıydı, tüm gücüyle sonuna kadar gidecekti, sonu neye varırsa varsın.
Soyundu, odanın ışıklarını söndürdü ve yatağa girip yorganı üzerine çekti. Bir an sonra bedeninin kasıldığını, hipnotize edilmiş gibi bütün gövdesinin ve uzuvlarının adeta felç olduğunu hissetti. Ayağa kalkmaya, yan tarafa dönmeye bile mecali yoktu. Kıpırdamak dahi gelmedi içinden, yalnızca gözlerini yumup hareketsizce yatmak, ne kadar sürerse sürsün, su içmeye bile kalkmadan öylece uzanmak istiyordu, titremeden, hiçbir şey düşünmeden saatler, günler boyunca, sonsuza değin.