Aynur Taş

Aynur Taş
@Lullabyy
Biri yürüyor güneşli kıyı boyunca Gölgesi tutmuş elinden, birlikteler. Gök, kof. İlhan Berk Tolstoy un bisikleti
Öğretmen
Lisans
Mersin
535 kütüphaneci puanı
2650 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·238 syf.··
Beğendi
·
2019 63. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2019 17:34
Merhaba sevgili okurlar, İhsan Oktay Anar'ın okuduğum ikinci kitabı. İlki Suskunlar'dı. Her iki kitabı da beğenerek okudum ancak, Anar okuyanlar bilir, biraz zorlandım. İhsan Oktay Anar, eserlerinde Osmanlıca kelimeleri çok fazla kullanıyor. Tek bir sayfada en az 10 defa internete bakıyor ve her bir cümleyi tekrar tekrar okuyordum. Bu durum biraz yorucu ve açıkçası insan bazen okumaya devam etmek istemiyor. Evet, bu kadar olumsuz yorum yeter. Kitabın içeriğine gelecek olursak (spoiler içerir) Ebrehe (Büyük Efendi), kıyametin kopacağı zamanı bilen bir aynayı ele geçirir. Kıyamet dehşetinden kurtulmak için bir çözüm yolu olduğuna inanır. Kara metal bir paranın peşine düşer. Ebrehe, Teşkilat-ı Humayun'un başındaki kişidir. Teşkilat-ı Humayun, Osmanlının casuslar birliğidir. Savaşlarda, savaş öncesi ve sonrasında tüm gizli bilgileri padişaha iletirler. Başa gelen padişah dışında hiç kimse bu ajanların varlığından haberdar değil. Kimisi sarayda bir asker, kimisi çarşıda bir esnaf, kimisi kör bir dilenci. Ebrehe bu teşkilatın başına geçtikten sonra, bazı sebeplerden dolayı padişahla irtibatı kesilir, burayı artık kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeye başlar. Kitabın başında Haliç'e bir yenilmez dev edasıyla giren Arap İhsan'dan hiç bahsedilmiyor. Ana karakterin o olduğunu sanmıştım. Arap İhsan'ın aksine ilk girişte bana pasif gelen Uzun İhsan ise kitabın kilit noktası. Uzun İhsan'ın "Düşler Alemi". Uzun İhsan'a göre, aslında hepimiz kendisinin düşlerinde yaşıyoruz. Onun düşü olmasa biz de yokuz, o düşlediği için biz varız. Burada yazar; Descartes'in "Düşünüyorum, o halde varım." cümlesini çok farklı bir biçimde ele almış. Kitabın en çok betimlemelerini beğendim. Dilencilik, lağımcılık, çocuk kalbi ve inadı, Vardapet'in rezil olma anı... Hepsi ince ince anlatılmış.
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
Reklam
7/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2019 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2019 23:53
İyi okumalar 1k, Kuyucaklı Yusuf'u ilk okumaya başladığımda üç gün boyunca sayfa 50 ye kadar okuyabildim. Oysa ben bir Sabahattin Ali hayranıydım. Üzüldüm ve hayal kırıklığına uğramaktan korktum. Şöyle düşündüm. Sabahattin Ali, öykücülükte iyiymiş, romanda iyi değilmiş, yazmasa da olurmuş dedim. Cümleler çok ağır ilerliyordu, bir türlü okuyamıyor, kendimi veremiyordum. Çok sevdiğim bir yazarı, artık sevemeyeceğimden korktum. Kitabı bitirmiş olmak için okumaya devam ettim. İyi ki devam etmişim. Sabahattin Ali yine beni şaşırttı. Tadı damağımda kaldı. O kadar ince, o kadar duygulu yazmış ki, bitirdiğimde gözlerim doldu yine. Yine diyorum çünkü, ne zaman Sabahattin Ali okusam gözlerim doluyor. O gerçekten bir kelime ustası, söz üstadı. Bunu inceleme yazmak için yazmadım, duygularımı dile getirdim. Kitapla kalın.
1000Kitap
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,4bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2018 39. kitabı
Merhaba sevgili okurlar. Alemdağ'da Var Bir Yılan, Sait Faik'in 17 öyküden oluşan hikâye kitabıdır. En çok "Yalnızlığın Yarattığı İnsan", "Dülger Balığının Ölümü", "Kafa ve Şişe" ve "Yılan Uykusu" hikâyelerini beğendim. Sait Faik, yine; denizi, maviyi, balıkları, ağaçları, yeşili, bulutu, sevgiyi ve yalnızlığı kendine has üslubuyla yazmış. Günlük hayatımızda sadece bakıp geçtiğimiz, sıradanlaştığı için önem vermediğimiz ayrıntıları görmüş, görmemizi sağlamış, anlatmış. Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap. "Yazmasam, deli olacaktım." diyen yazarın kitabı. İyi ki yazmış. Sevgiyle ve kitapla kalın.
1000Kitap
Alemdağ'da Var Bir YılanSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 202013,4bin okunma
Puan vermedi·118 syf.··
2018 81. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2018 02:41
Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor: "Siz de teslim tarihleriyle arası iyi olmayan, hemen işe koyulmak yerine kaytarmayı seçen, faturaları ödemek yerine internette gezinen veya önemli işler dururken sürekli başka şeyler icat eden biriyseniz, bu kitap hayatınızı değiştirebilir..." Yukarıda bahsedilen kişilerden biri sanırım ben oluyorum. Yazar insanları ikiye ayırmış; sistematik erteleyiciler ve mükemmel iş bitiriciler. Kitap; bu kitabı bitirdiğinizde bundan sonra hiç bir şeyi ertelemeyeceksiniz ve hayatınız sanki bir sihirli değnek değmiş gibi düzene girecek diye bir iddiada bulunmuyor. Hatta sadece bazen bazı insanlar sürekli bir şeyleri ertelediklerinden dolayı huzursuz oluyorlarsa olmasınlar, bunlar olabilecek şeyler diyor ve okuru rahatlatmaya çalışıyor. Bu yüzden arka kapak yazısı yanlış. Kitabın son bölümünde, bu erteleme zaafından kurtulmak isteyenler için kısaca bir kaç öneri sunmuş. Kitap; tembel, uyuşuk, üşengeç, rahatına düşkün, sürekli erteleyen, işlerini son anda yarım yamalak bitiren insanların vicdanlarını rahatlamaya çalışmış sadece. Çok da önemli değilmiş, almasaydım da bunun yerine başka bir kitap alsaydım. Ayrıca bu kitaba ayırdığım vakte yazık oldu diye düşünüyorum. Ben beğenmedim ama; böyle erteleyici biriyseniz ve içinizi rahatlatmak isterseniz okuyabilirsiniz.
Kültür-Sanat
Erteleme SanatıJohn Perry · Sel Yayıncılık · 2014894 okunma
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2018 80. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2018 18:17
İyi akşamlar sevgili 1k ailesi, Geçtiğimiz ekim ayında kitap fuarından 5 tane Tarık Tufan kitabı almıştım. Hem burada hem de instagramda karşıma sık sık çıkınca merak edip aldım. Iyi ki almışım. Keşke tüm eserlerini alsaymışım. Bu bir inceleme değil bana göre, bir iç dökme. Çünkü inceleme diyebilmemiz için uzun uzun araştırmalar yapmış olmam gerekiyordu. Sayısal veriler, kitap hakkında diğer yazarların düşünceleri vs... Üstelik inceleme dediğimiz de öyle bir kaç dakikada yazılmaz. Burada özenle yazılmış incelemeler var, gerçekten büyük emek istiyor. Ben sadece fikirlerimi yazmak istedim. Gelelim yazma sebebime: Yazarın 5 kitabını okudum ve artık bir yorumu hak ettiğini düşündüm. Ayrıca artık tarzını da anladığıma göre hakkında yazabilirim. Sabahattin Ali, Stefan Zweig, Fernando Pessoa, Rasim Özdenören ve John Steinbeck'ten sonra severek okuduğum yazarlar listesine Tarık Tufan da girmiş bulunmakta. Tarık Tufan; o kadar yoğun, o kadar derin, o kadar şeffaf, o kadar naif yazıyor ki okumaya doyamadım. Günlük hayatın koşturmacasında artık sıradanlaşan kutsallarımızı anlatıyor, eserlerinin genelinde olduğu gibi. Kendine ait bir hayatın var. Bir ailen. Bir işin. Dostların. Yaşayıp gidiyorsun işte herkes gibi. Sonra bu kadar rutinin içinde birden aklına; bu yağmurda dışarıdaki bir evsiz geliyor, sabah çöpleri atmak için çıktığında çöpten ekmek toplayan kadın geliyor, günlük sorumluluklarını bitirmiş olmanın rahatlığıyla kahveni içerken evinde açlıktan ağlayan çocuk ve çocuğun gözyaşlarına dayanamayıp kendini asan baba geliyor, sırf dinleri ve dilleri farklı diye katledilen insanlar geliyor. İçtiğin kahve boğazında kalıyor, yutkunamıyorsun. Delirmemek elde değil! Sonra oturup bu hayatın anlamını, anlamsızlığını, acımasızlığını düşünüyorsun. Bu kadar acı varken; o vitrindeki
1000Kitap
Ve Sen Kuş Olur GidersinTarık Tufan · Profil Yayınları · 201811,5bin okunma